Resulullah'ın hadislerini mi arıyorsunuz ?
Türkiye'nin En Geniş Kapsamlı Hadis Sitesi
HZ.MUHAMMED (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
"أَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ مُحَمَّدٍ"

Latest Post

Allahü teâlânın, Cebrâil ismindeki melek vâsıtası ile sevgili peygamberi Muhammed aleyhisselâma gönderdiği, insanların, dünyâda ve âhırette rahat ve mes’ûd olmalarını sağlayan, usûl ve kâidelerdir. Bütün üstünlükler, faydalı şeyler, İslâmiyetin içindedir. Eski dinlerin, görünür-görünmez bütün iyiliklerini, İslâmiyet kendinde toplamıştır. Bütün saâdetler, muvaffakiyetler ondadır. Yanılmayan, şaşırmayan akılların kabûl edeceği esâslardan ve ahlâktan ibârettir.
Yaratılışında kusursuz olanlar, onu reddetmez ve nefret etmezler, İslâmiyetin içinde hiç bir zarar, dışında da hiç bir menfaat yoktur ve olamaz. İslâmiyetin haricinde bir menfaat düşünmek, serâbdan içecek beklemek gibidir. İslâmiyet, memleketleri îmâr, insanları terfih etmeği, refâha kavuşturmağı emreylemekte, Allahü teâlânın emirlerine saygı göstermeği ve mahlûklara merhameti istemektedir.
İslâmiyet; zirâati, ticâreti ve san’atı, kat’î olarak emreder. İlme, fenne, tekniğe, endüstriye, lâyık olduğu üzere ehemmiyet verir. İnsanların yardımlaşmasını, birbirlerine hizmet etmesini ehemmiyetle istemektedir. Kendi idâresi altında bulunan insanların, evlâdın, âilenin ve milletlerin haklarını ve idârelerini öğretmekte; dirilere, geçmişlere, geleceklere karşı bir hak ve mes’ûliyet gözetmektedir. Seâdet-i dâreyn yâni dünyâ ve âhıret saâdetini kendisinde toplamıştır.
İslâmiyet, insanların rûhî ve maddî refâhını en mükemmel şekilde te’min edecek prensipler getirmiştir. İnsan hak ve vazifelerini en geniş şekilde düzenlemiştir. Kısaca İslâm dîninin; îmân, ibâdet, münâkehât, muâmelât, ukûbât esâsları vardır.


H A D İ S
K Ü T Ü P H A N E S İ


Muhammed aleyhisselâmın fazîletlerini bildiren yüzlerce kitap vardır. Fazîlet, üstünlük demektir. Üstünlüklerinden bâzıları aşağıda bildirilmiştir:
1- Mahlûklar içinde, ilk olarak Muhammed aleyhisselâmın nûru ve rûhu yaratılmıştır.
2- Allahü teâlâ, O'nun ismini arşa, Cennetlere ve yedi kat göklere yazmıştır.
3- Hindistan'da yetişen bir gülün yapraklarında, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullahyazılıdır.
4- Basra şehrine yakın bir nehirde tutulan balığın sağ tarafında "Allah", sol tarafında "Muhammed" yazılı olduğu görülmüştür.
5- Muhammed aleyhisselâmın ismini söylemekten başka vazifesi olmayan melekler vardır.
6- Meleklerin hazret-i Âdem'e karşı secde etmeleri için emrolunması, alnında Muhammed aleyhisselâmın nûru bulunduğu için idi.
7- Allahü teâlâ, bütün peygamberlere, Muhammed aleyhisselâmın geleceğini; ayrıca, ümmetlerine, zamanına yetişdikleri takdirde O'na inanmalarını emretmeyi bildirdi.
8- Dünyâya geleceği zaman, çok büyük alâmetler görülmüştür. Târih ve mevlîd kitaplarında yazılıdır.
9- Dünyâya geldiği zaman, göbeği kesilmiş ve sünnet olmuş görüldü.
10- Dünyâya gelince, şeytanlar göğe çıkamaz, meleklerden haber çalamaz oldular.
11- Dünyâya geldiği zaman, yeryüzündeki bütün putlar, tapınılan heykeller yüzüstü devrildiler.
12- Beşiğini melekler sallardı.
13- Beşikte iken gökdeki ay ile konuşurdu. Mübârek parmağı ile işâret ettiği tarafa meylederdi.
14- Beşikte iken konuşmaya başladı.
15- Çocuk iken, açıklarda gezerken, başı hizasında bir bulut da birlikde hareket ederek gölge yapardı. Bu hal, peygamberliği başlayıncaya kadar devam etti.
16- Her peygamberin sağ eli üstünde nübüvvet mührü vardı. Muhammed aleyhisselâmın ise, mübârek sırtı ortasında sol küreğe yakın, kalbi üzerinde idi.
17- Önünden gördüğü gibi, arkasından da görürdü.
18- Aydınlıkta gördüğü gibi, karanlıkta da görürdü.
19- Tükürüğü, acı suları tatlı yaptı. Hastalara şifâ verdi. Bebeklere süt gibi gıda oldu.
20- Gözleri uyurken, kalbi uyanık olurdu. Bütün peygamberler de böyle idi.
21- Ömründe hiç esnemedi. Bütün peygamberler de böyle idi.
22- Mübârek teri, gül gibi güzel kokardı. Bir fakir kimse, kızını evlendirirken, kendisinden yardım istemişti. O ânda verecek şeyi yoktu. Küçük bir şişeye terinden koyup verdi. O kız, yüzüne, başına sürünce, evi misk gibi kokardı. Evi, (güzel kokulu ev) adı ile meşhûr oldu.
23- Orta boylu olduğu hâlde, uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.
24- Güneş ve ay ışığında yürüyünce, gölgesi yere düşmezdi.
25- Bedenine ve elbisesine sinek, sivri sinek ve başka böcekler konmazdı.
26- Çamaşırları, ne kadar giyerse giysin, hiç kirlenmezdi.
27- Her yürüdüğü zaman, arkasından melekler gelirdi. Bunun için, Eshâbını önden yürütür; "Arkamı meleklere bırakın" buyururlardı.
28- Taş üstüne basınca, taşta ayağının izi kalırdı. Kum üstünde giderken hiç iz bırakmazdı. Abdest bozduğu zaman, yer yarılıp bevl ve benzerleri toprak içinde kalırdı. Oradan etrâfa güzel kokular yayılırdı. Bütün peygamberler de böyle idi.
29- İnsanlar ve melekler içinde en çok ilim O'na verildi. Ümmî olduğu hâlde, yâni kimse den bir şey öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ O'na her şeyi bildirmiştir. Âdem aleyhisselâma her şeyin ismi bildirildiği gibi, O'na, her şeyin ismi ve ilmi bildirilmiştir.
30- Ümmetinin isimleri, cisimleri ve aralarında olacak şeylerin hepsi kendisine bildirildi.
31- Aklı, bütün insanların aklından daha çoktur.
32- insanlarda bulunabilecek bütün iyi huyların hepsi O'na ihsân olundu. Büyük şâir Ömer İbn-il-Fârıd'a; "Resûlullah'ı niçin medhetmedin?" dediklerinde; "O"nu medhetmeye gücüm yetmeyeceğini anladım. O'nu medhetecek kelime bulamadım" demiştir.
33- Kelime-i şehâdette, ezânda, ikâmetde, namazdaki teşehhüdde, birçok duâlarda, bâzı ibadetlerde ve hutbelerde, nasîhat yapmakta, sıkıntılı zamanlarda, kabirde, mahşerde, Cennet’te ve her mahlûkun lisânında Allahü teâlâ O'nun ismini kendi isminin yanına koymuştur.
34- Üstünlüklerinin en üstünü, Habîbullah olmasıdır. Allahü teâlâ O'nu kendisine sevgili, dost yapmıştır. O'nu herkesten, her melekten daha çok sevmiştir, “İbrâhim'i Halîl yaptım ise, seni kendime Habîb yaptım" buyurmuştur.
35- “Sana râzı oluncaya kadar, (yeter deyinceye kadar) her dilediğini vereceğim" (Duhâ sûresi: 5) meâlindeki âyet-i kerîme, Allahü teâlânın Peygamberine bütün ilimleri, bütün üstünlükleri, ahkâm-ı İslâmiyyeyi, düşmanlarına karşı yardım ve galebe ve ümmetine fetihler, zaferler ve kıyâmette her türlü şefâat ve tecelliler ihsân edeceğini vâd etmektedir. Bu âyet-i kerîme geldiği zaman, Cebrâil aleyhisselâma bakarak; “Ümmetimden birinin Cehennem’de kalmasına râzı olmam" buyurdu.
36- Allahü teâlâKur'ân-ı kerîmde, her peygambere kendi ismi ile; Muhammed aleyhisselâma ise; "Ey Resûlüm! Ey Peygamberim!" diye hitâb etmiştir.
37- Gayet açık, kolay anlaşılır bir şekilde Arabî lisânının her lehçesi ile konuşurdu. Çeşitli yerlerden gelip soranlara onların lügati ile cevap verirdi. İşitenler hayran olurlardı; Allahü teâlâ beni çok güzel yetiştirdi" buyururdu.
38- Az kelimelerle çok şey anlatırdı. Yüzbinden ziyâde hadîs-i şerîfi, O'nun "Cevâmi-ül kelîm" olduğunu göstermektedir. Bâzı âlimler dediler ki; "Muhammed aleyhisselâm, İslâm dininin dört temelini, dört hadisle bildirmiştir. “Ameller niyyete göre değerlendirilir" ve “Helâl meydandadır, haram meydandadır" ve “Dâvâcının şâhid göstermesi ve dâvâlının yemîn etmesi lâzımdır" ve “Bir kimse, kendine istediğini, din kardeşi için de istemedikçe, îmanı kâmil olmaz." Bu dört hadisten birincisi, ibâdet; ikincisi, muâmelât; üçüncüsü, husûmât, yâni adâlet işleri ve siyâset; dördüncüsü de, âdâb ve ahlâk bilgilerinin temelidir."
39- Muhammed aleyhisselâm, mâsun ve mâsûm idi. Bilerek ve bilmeyerek, büyük ve küçük, kırk yaşından evvel ve sonra hiçbir günâh işlememiştir. Çirkin hiç bir hareketi görülmemiştir.
40- Müslümanların namazda otururken "Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi" okuyarak, Muhammed aleyhisselâma selâm vermeleri emrolundu. Namazda başka bir peygambere ve meleklere karşı selâm vermek câiz olmadı.
41- Allahü teâlâMuhammed aleyhisselâmın, kendisinden râzı olmasını istemiştir.
42- Başka peygamberler, kâfirlerin iftirâlarına kendileri cevap vermiştir. Muhammed aleyhisselâma yapılan iftirâlara ise, Allahü teâlâ cevap vererek, O'nun müdâfâsını yapmıştır.
43- Muhammed aleyhisselâmın ümmetinin sayısı, başka peygamberlerin ümmetlerinin sayıları toplamından daha çoktur. Onlardan daha üstün ve daha şereflidirler. Cennet’e gideceklerin üçte ikisinin bu ümmetten olacağı, hadîs-i şerîflerde bildirilmiştir.
44- Resûlullah'a verilecek sevâblar, diğer peygamberlere verilecek sevâblardan kat kat ziyâdedir.
45- Kendisini; ismi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak, uzaktan kendisine seslenmek, yolda önüne geçmek haram edilmiştir. Başka peygamberlerin ümmetleri, kendilerini isimleri ile çağırırlardı.
46- Cebrâil aleyhisselâmı melek şeklinde iki kere görmüştür. Başka hiç bir peygamber onu asıl şeklinde görmemiştir. Kendisine, Cebrâil aleyhisselâm yirmidörtbin kere gelmiştir. Başka peygamberlerden en çok Mûsâ aleyhisselâma, gelmiştir. Bu geliş dörtyüz defâ vâki olmuştur.
47- Allahü teâlâya, Muhammed aleyhisselâm ile and vermek câiz olup başka peygamberlerle ve meleklerle câiz değildir.
48- Muhammed aleyhisselâmdan sonra, zevcelerini başkalarının nikâhla almaları haram edilmiş, bu bakımdan mü’minlerin anneleri oldukları bildirilmiştir.
49- Nesep ve sebep bakımından, yâni kan ve nikâh bakımından olan akrabâlığın, kıyâmetde faydası yoktur. Resûlullah'ın akrabâsı bundan müstesnâdır.
50- Resûlullah'ın ismini almak, dünyâda ve âhırette faydalıdır. O'nun ismini taşıyan hakîkî mü’minler Cehennem’e girmeyecektir.
51- O'nun her sözü, her işi doğrudur. Her ictihâdı, Allahü teâlâ tarafından doğrulanır.
52- O'nu sevmek herkese farzdır. “Allahü tedlayı seven, beni sever" buyurmuştur. O'nu sevmenin alâmeti, dînine, yoluna, sünnetine ve ahlâkına uymaktır. Kur'ân-ı kerîmde; “Bana uyarsanız, Allahü teâlâ sizi sever" demesi emrolundu.
53- O'nun Ehl-i beytini sevmek vâcibdir. “Ehl-i beytime düşmanlık eden münâfıktır" buyurmuştur. Ehl-i beyt, zekât alması haram olan akrabâsıdır. Bunlar, zevceleri ve dedesi Hâşim’in soyundan olan mü’minlerdir ki, Ali'nin, Ukayl'in, Ca'fer Tayyâr'ın ve Abbâs'ın (radıyallahü anhüm) soyundan olanlardır.
54- Eshâbının hepsini sevmek vâcibdir. “Benden sonra Eshâbıma düşmanlık etmeyiniz! Onları sevmek, beni sevmektir. Onlara düşman olmak, bana düşman olmaktır. Onları inciten, beni incitmiş otur. Beni inciten de, Allahü teâlâyı incitir. Allahü teâlâ, kendisini incitene azâb yapar" buyurdu.
55- Allahü teâlâMuhammed aleyhisselâma, gökte iki ve yerde iki yardımcı yaratmıştır. Bunlar; Cebrâil, Mikâil, Ebû Bekr ve Ömer'dir "radıyallahü teâlâ anhüm ecma'în."
56- Erkek, kadın, büyük yaşta vefât eden herkese, kabrinde Muhammed aleyhisselâm sorulacaktır. "Rabbin kimdir?" denildiği gibi; "Peygamberin kimdir?" de denilecektir.
57- Muhammed aleyhisselâmın hadîs-i şerîflerini okumak ibâdettir. Okuyana sevâb verilir.
58- Mübârek rûhunu almak için, Azrâil aleyhisselâm insan şeklinde geldi. İçeri girmek için izin istedi.
59- Kabrinin içindeki toprak her yerden ve Kâbe'den ve Cennetlerden daha efdâldir.
60- Kabirde, bilmediğimiz bir hayatla diridir. Kabirde Kur'ân-ı kerîm okur, namaz kılar. Bütün peygamberler de böyledir.
61- Dünyânın her yerinde, Resûlullah'a salevât okuyan müslümanların selâmlarını işiten melekler, kabrine gelip haber verirler. Kabrini her gün binlerce melek ziyâret eder.
62- Ümmetinin amelleri ve ibâdetleri her sabah ve akşam kendisine gösterilir. Bunları yapanları da görür, günâh işleyenlerin affolması için duâ eder.
63- Kabrini ziyâret etmek, kadınlara da müsteâbdır. Başka kabirleri ise, yalnız tenhâ zamanlarda ve müslümana yakışan kıyafetle ziyâret etmeleri câizdir.
64- Diri iken olduğu gibi, vefâtından sonra da, dünyânın her yerinde, her zaman O'na tevessül edenlerin, yâni O'nun hatırı ve hürmeti için isteyenlerin duâsını Allahü teâlâ kabûl eder.
65- Kıyâmet günü kabirden ilk önce Resûlullah kalkacaktır. Üzerinde Cennet elbisesi bulunacaktır. Burâk üzerinde mahşer yerine gidecektir. Elinde Liva-ül-hamd denilen bayrak olacaktır. Peygamberler ve bütün insanlar bu bayrağın altında duracaktır. Hepsi, bin sene beklemekten, çok sıkılacaklardır. İnsanlar sıra ile; Âdem, Nûh, İbrâhim, Mûsâ ve Îsâ peygamberlere aleyhimüsselâm gidip, hesâba başlanması için şefâat etmelerini dileyeceklerdir. Her biri, özür bildirerek, Allahü teâlâdan utanıp korktuklarını söyleyecekler ve şefâat etmekten çekinecekler. Sonra, Resûlullah'a gidip yalvardıklarında, O, secdeye varıp, duâ edecek ve şefâati kabûl olacaktır. Önce, O'nun ümmetinin hesâbı görülecek, en önce sırâttan onlar geçip Cennet’e girecekler bunlar olacaktır. Her gittiği yeri nûrlandıracaklardır. Hazret-i Fâtıma, sırâtdân geçerken; "Herkes gözlerini kapasın! Muhammed aleyhisselâmın kızı geliyor" denecektir.
66- Altı yerde şefâat edecektir. Birincisi, “Makâm-ı Mahmûd" denilen şefâati ile, bütün insanları mahşerde beklemek azâbından kurtaracaktır. İkincisi; şefâati, çok kimseyi Cennet’e sokacaktır. Üçüncüsü, azâb çekmesi lâzım olanları azâbdan kurtaracaktır. Dördüncüsü, günâhı çok olan mü’minleri Cehennem’den çıkaracaktır. Beşincisi, sevâbı ve günâhı müsavi olup, A’râf denilen yerde bekleyenlerin, Cennet’e gitmelerine şefâat edecektir. Altıncısı, Cennet’te olanların derecelerinin yükselmesine şefâat edecektir.
67- Resûlullah'ın Cennet’te bulunduğu makâmın ismi Vesile dir. Burası Cennet’in en yüksek derecesidir. Cennet’te bulunan herkese, birer dalının uzandığı Sidret-ül müntehâ ağacının kökü oradadır. Cennet’tekilere nîmetler bu dallardan gelecektir.


H A D İ S
K Ü T Ü P H A N E S İ


1- Resûlullah'ın ilmi, irfânı, fehmi, îkânı, aklı, zekâsı, cömertliği, tevâzûu, şefkâti, sabrı, gayreti, hamiyyeti, sadâkati, emâneti, şecâati, mehâbeti, belâgatı, fesâhati, fetaneti, melâheti, verâı, iffeti, keremi, insâfı, hayâsı, zühdü, takvâsı bütün peygamberlerden daha çoktu. Dostundan ve düşmanından gördüğü zararları, eziyetleri affederdi. Hiç birine karşılık vermezdi. Uhud gazâsında kâfirler, yanağını kanatıp, mübârek dişlerini şehîd ettikleri zaman, bunu yapanlar için; “Yâ Rabbî, bunları affet! Câhilliklerine bağışla" buyurmuştur.
2- Kendisini kimseden üstün tutmazdı. Bir yolculukta, bir koyun kebabı yapılacağı zaman, biri; "Ben keserim" dedi. Bir başkası. "Ben derisini yüzerim" dedi. Diğeri, “Ben pişiririm" dedi. Resûlullah da; “Ben odun toplarım" deyince; "Yâ Resûlallah! Sen istirâhat buyur! Biz toplarız” dediler. “Evet! Sizin her şeyi yapacağınızı biliyorum. Fakat, iş görenlerden ayrılarak oturmak istemem. Allahü teâlâ, arkadaşlarından ayrılıp oturanı sevmez" buyurdu ve odun toplamaya gitti.
3- Eshâbının oturdukları yere gelince, baş tarafa geçmezdi. Gördüğü aralığa otururdu. Elinde bastonu olduğu hâlde, bir gün sokağa çıktıkta, görenler ayağa kalktılar. “Başkalarının birbirlerine saygı duruşu yaptıkları gibi, benim için ayağa kalkmayınız! Ben de, sizin gibi bir insanım. Herkes gibi yerim. Yorulunca otururum" buyurdu.
4- Çok zaman diz çökerek otururdu. Dizlerini dikip, etrâfına kollarını sararak oturduğu da görülmüştür. Yemekte, giymekte ve her şeyde hizmetçilerini kendinden ayırmazdı. Onların işlerine yardım ederdi. Kimseyi dövdüğü, kötü söz söylediği hiç görülmedi. Her zaman hizmetinde bulunan Enes bin Mâlik; "Resûlullah'a on sene hizmet ettim. O'nun bana yaptığı hizmet, benim ona yaptığımdan çok idi. Bana incindiğini, sert söylediğini hiç görmedim" demiştir.
5- Sabah namazlarını kıldırdıktan sonra, cemâata karşı oturup; “Hasta olan kardeşimiz var mı? Ziyâretine gidelim " buyururdu. Hasta yoksa; “Cenâzesi olan var mı? Yardıma gidelim!" buyururdu. Cenâze olursa, yıkanmasında, kefenlenmesinde yardım eder, namazını kıldırır, kabrine kadar giderdi. Cenâze yoksa; “Rüyâ gören varsa anlatsın! Dinleyelim, tabir edelim!" buyururdu.
6- Misâfirlerine, Eshâbına hizmet eder; “Bir topululuğun en üstünü, hizmet edenidir" buyururdu.
7- Kahkaha ile güldüğü hiç görülmedi. Sessizce tebessüm ederdi. Bazen gülerken mübarek ön dişleri görünürdü.
8- Lüzumsuz ve faydasız bir şey söylemezdi. Lâzım olunca, kısa, faydalı ve mânâsı açık olarak söylerdi. İyi anlaşılması için bâzan üç kere tekrar ederdi.
9- Heybetinden kimse yüzüne bakamazdı. Biri gelip mübârek yüzüne bakınca, terlerdi; “Sıkılma! Ben melik değilim, zâlim değilim. Et suyu yiyen bir kadıncağızın oğluyum" derdi. Bunun üzerine adamın korkusu gidip derdini söylemeye başlardı.
10- “İçinizde Allahü teâlâyı en iyi anlayan ve O'ndan en çok korkan benim", “Benim gördüğümü görseydiniz, az güler, çok ağlardınız" buyururdu. Havada bulut görünce; “Yâ Rabbî! Bu bulutla bize azâb gönderme!”, rüzgâr esince; “Yâ Rabbî! Bize hayırlı rüzgâr gönder" gök gürleyince; “Yâ Rabbî! Bize incinib de, öldürme. Azâbını gönderme. Afiyet ihsân eyle." diye duâ ederdi. Namaza dururken, ağlayan kimsenin içini çektiği gibi, göğsünde ses işitilirdi. Kur'ân-ı kerîm okurken de böyle olurdu.
11- Kalbinin kuvveti, şecâati şaşılacak kadar çoktu. Huneyn gazâsında, Müslümanlar dağılıp, üç dört kimse ile kalmıştı. Bir kaç defâ, kâfirlerin hücûmuna, tek başına karşı koydu ve aslâ gerilemedi.
12- Çok cömert idi. Yüzlerce deve ve koyun bağışlar, kendisine bir şey bırakmazdı. Nice katı kalbli kâfirler, bu ihsânlarını görerek îmâna gelmişlerdir.
13- Zevcelerine ve bir kaç hizmetçisine bâzan bir senelik arpa ve hurma ayırır, bundan fakirlere de sadaka verirdi.
14- Yiyeceklerden; koyun etini, et suyunu, kabağı, tatlıları, balı, hurmayı, sütü, kaymağı, karpuzu, kavunu, üzümü ve hıyarı severdi.
15- Suyu yavaş yavaş, Besmele ile başlayaak üç yudumda içer, sonunda; “Elhamdülillah" der ve duâ ederdi.
16- Giyilmesi câiz olanlardan her bulduğunu giyerdi. Kalın kumaştan ihrâm şeklinde dikilmemiş şeylerle örtünür, peştamal sarınır, gömlek ve cübbe de giyerdi. Bunlar pamuktan, yünden veya kıldan dokunmuştu. Ekseriya beyaz, bâzan yeşil giyerdi. Dikilmiş elbise giydiği de olurdu. Cumâ ve bayramlarda ve yabancı elçiler geldikte ve cenk zamanlarında kıymetli gömlekler, cübbeler, yeşil, kırmızı, siyah da giyerdi. Kollarını bileklerine kadar, mübârek ayaklarını baldırın yarısına kadar örterdi.
17- Arabistan'daki âdete uyarak saçlarını kulaklarının yarısına kadar uzatır, fazlasını kestirirdi. Saçlarına özel olarak hazırlanmış, güzel kokulu yağ sürerdi.
18- Ellerine, başına, yüzüne misk veya başka kokular sürer, ud ağacı, kâfuri ile buhurlanırdı.
19- Yatağı, içi hurma iplikleri ile dolu, dabağlanmış deriden idi. İçi yünle dolmuş bir yatak getirdiklerinde, kabûl etmedi ve; “Yâ Âişe! Allahü teâlâya yemîn ederim ki, eğer istesem, Allahü teâlâ her yerde altın ve gümüş yığınlarını yanımda bulundurur" buyurdu. Bazen hasır, tahta, döşek, yünden dokunmuş keçe veya kuru toprak üzerinde yatardı.
20- Her gece gözlerine üç kere sürme çekerdi.
21- Evinde; ayna, tarak, sürme kabı, misvâk, makas, iğne, iplik eksik olmazdı. Yolculukta bunları beraberinde götürürdü.
22- Yatsıdan sonra gece yarısına kadar uyuyup, sonra sabah namazına kadar ibâdet yapardı. Sağ yanına yatar, sağ elini yanağı altına kor, bâzı sûreler okuyup uyurdu.
23- Tefe'ül ederdi. Yâni, ilk gördüğü, birden bire gördüğü şeyleri hayra yorardı. Hiçbir şeyi uğursuz saymazdı.
24- Üzüntülü zamanlarında sakalını tutar, düşünürdü.
25- Üzüldüğü zaman, hemen namaza başlardı. Namazın lezzet ve safâsı ile gamı giderdi.
Peygamber efendimizin, Allahü teâlâdan korkması, O'na itâat ve ibâdet etmesi o kadar çoktu ki, O'nun bu hâline hiç kimse tâkât getiremezdi. Mübârek ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. "Yâ Resûlallah! Sizin gelmiş geçmiş bütün günâhlarınız affedildiği hâlde, neden bu kadar kendinize zahmet veriyorsunuz?" denildiğinde; “Ben, Allahü teâlânın en çok şükreden kulu olmayayım mı?" diye cevap buyurdular.


H A D İ S
K Ü T Ü P H A N E S İ


SELMAN SEVEN

{facebook#https://facebook.com/} {twitter#https://twitter.com/}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget