Resulullah'ın hadislerini mi arıyorsunuz ?
Türkiye'nin En Geniş Kapsamlı Hadis Sitesi
HZ.MUHAMMED (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
"أَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ مُحَمَّدٍ"

Latest Post

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

 2- Baba Çocuğuna Verdiğini Geri Alabilir Mi?

3704- Amr b. Şuayb (radıyallahü anh), babasından ve dedesinden rivâyet ederek şöyle diyor: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

(Çocuğuna hediye eden baba dışında kimse verdiği hediyesinden geri dönmesin. Hibesinden dönen kimse kusmuğunu yalayan köpek gibidir.) (Müsned: 6418)

3705- İbn Ömer ve İbn Abbâs (radıyallahü anhüma)’dan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

(Hiçbir kimsenin bir hediye verip de hediyesinden dönmesi helâl değildir. Ancak baba oğluna verdiği şeyden geri dönebilir. Bir hediye verip de sonra geri dönen kimse; doyuncaya kadar yiyip sonra kusan sonra da kustuğuna geri dönen köpek gibidir.) (Buhârî, Hibe: 28; Müslim, Hibât: 2)

3706- İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

(Hibesinden dönen kimse kustuğu şeye geri dönüp onu yiyen köpek gibidir.) (Buhârî, Hibe: 28; Müslim, Hibât: 2)

3707- Tavus (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

(Hiçbir Müslüman’a yaptığı hibesinden geri dönmesi helâl değildir. Ancak baba çocuğuna yaptığı bağıştan geri dönebilir.) Tavus diyor ki:

(Ben küçüktüm kustuğu şeye geri dönmenin ne anlama geldiğini anlamamıştım. Halbuki Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir örnek veriyordu ve şöyle diyordu:

(Kim böyle yaparsa onun örneği yiyip yiyip kusan daha sonra da kustuğuna geri dönüp onu yiyen kimse gibidir.) (Buhârî, Hibe: 28; Müslim, Hibât: 2)

٢ - باب رُجُوعِ الْوَالِدِ فِيمَا يُعْطِي وَلَدَهُ وَذِكْرِ اخْتِلاَفِ النَّاقِلِينَ لِلْخَبَرِ فِي ذَلِكَ

٣٧٠٤ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ عَامِرٍ الأَحْوَلِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ لا يَرْجِعُ أَحَدٌ فِي هِبَتِهِ إِلاَّ وَالِدٌ مِنْ وَلَدِهِ وَالْعَائِدُ فِي هِبَتِهِ كَالْعَائِدِ فِي قَيْئِهِ ‏)‏ ‏.‏

٣٧٠٥ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ حُسَيْنٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي طَاوُسٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، وَابْنِ، عَبَّاسٍ يَرْفَعَانِ الْحَدِيثَ إِلَى النَّبِيِّ صلّى اللّه عليه وسلّم قَالَ ‏(‏ لاَ يَحِلُّ لِرَجُلٍ يُعْطِي عَطِيَّةً ثُمَّ يَرْجِعُ فِيهَا إِلاَّ الْوَالِدَ فِيمَا يُعْطِي وَلَدَهُ وَمَثَلُ الَّذِي يُعْطِي عَطِيَّةً ثُمَّ يَرْجِعُ فِيهَا كَمَثَلِ الْكَلْبِ أَكَلَ حَتَّى إِذَا شَبِعَ قَاءَ ثُمَّ عَادَ فِي قَيْئِهِ ‏)‏ ‏.‏

٣٧٠٦ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْخَلَنْجِيُّ الْمَقْدِسِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ، - وَهُوَ مَوْلَى بَنِي هَاشِمٍ - عَنْ وُهَيْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ الْعَائِدُ فِي هِبَتِهِ كَالْكَلْبِ يَقِيءُ ثُمَّ يَعُودُ فِي قَيْئِهِ ‏)‏ ‏.‏

٣٧٠٧ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حِبَّانُ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ نَافِعٍ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ طَاوُسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ لاَ يَحِلُّ لأَحَدٍ أَنْ يَهَبَ هِبَةً ثُمَّ يَرْجِعَ فِيهَا إِلاَّ مِنْ وَلَدِهِ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ طَاوُسٌ كُنْتُ أَسْمَعُ وَأَنَا صَغِيرٌ عَائِدٌ فِي قَيْئِهِ فَلَمْ نَدْرِ أَنَّهُ ضَرَبَ لَهُ مَثَلاً قَالَ ‏(‏ فَمَنْ فَعَلَ ذَلِكَ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِ يَأْكُلُ ثُمَّ يَقِيءُ ثُمَّ يَعُودُ فِي قَيْئِهِ ‏)‏ ‏.‏


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

 1- Müşterek Malların Hibe Edilmesi

3703- Amr b. Şuayb (radıyallahü anh) babasından ve dedesinden aktararak şöyle diyor: Biz Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında iken, Hevazin kabilesinden bir heyet geldi ve:

(Ey Muhammed! Biz Arap boylarından ve Arap kabilelerinden biriyiz başımıza Senin de bildiğin bir müsibet geldi (yani Müslümanlara karşı savaştık yenildik, pek çok esir verdik ve şimdi de Müslüman olduk.) (Bize bir iyilikte bulun Allah’ta Sana bol bol versin) dediler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de:

(Mallarınızdan, kadınlarınızdan ve çocuklarınızdan birini seçin öyleyse) buyurdu. Onlar da:

(Sen bizi mallarımızla kadın ve çocuklarımızdan birini seçmekte serbest bıraktın öyleyse biz kadınlarımızı ve çocuklarımızı seçiyoruz) dediler. O zaman Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

(O esirler içersinde bana ve Abdülmuttalib oğullarına düşen hisseler sizindir size geri veriyorum. Öğle namazını kılıp bitirdiğimizde sizler kalkın ve biz Müslüman olarak geldik, kadın ve çocuklarımızın geri verilmesi konusunda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den yardım istiyoruz deyin) buyurdu. Öğle namazı bitince onlar kalkıp aynı şekilde söylediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Benim ve Abdülmuttalib oğullarına düşen hisseler (Kadın ve çocuklar) sizindir) buyurdu. Hemen arkasından muhacirler:

(Bizim hissemize düşenler de Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’indir) dediler. Hemen arkasından Ensar:

(Bizim hissemize düşen de Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in emrindedir) dediler. Akra b. Habis, Ben ve Temim oğulları:

(Hisselerimizi vermiyoruz) dediler. (Uyeyne b. Hısn, Ben ve Fezare oğulları bizler de hisselerimizi vermiyoruz) dediler. Abbâs b. Mirdas ta:

(Ben ve Süleym oğulları bizler de hissemizi vermiyoruz) dediler. Bunun üzerine Süleym oğulları kalktı ve:

(Yalan söylüyorsun; bizim hissemize düşenler Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e aittir) dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Ey insanlar, onlara kadınlarını ve çocuklarını geri veriniz. Bu konuda kim bize uyarak elde ettiklerinden bir şey verirse Allah’ın bize önceden verdiği ganimetlerden altı deve verilecektir) buyurdu. Sonra Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bineğine bindi, insanlarda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in etrafını sardı. Ganimet mallarını bize taksim et dediler. İzdihamdan dolayı Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in biniti bir ağaca doğru gitti ve ağacın dalı Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in cübbesinin düşmesine sebep oldu. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Ey insanlar cübbemi bana veriniz) dedi ve şöyle bir konuşma yaptı:

(Allah’a yemin olsun ki Tihame vadisindeki tüm ağaçlar ganimet olsaydı hepsini size dağıtırdım da; sizler bana korkak, cimri ve yalancı isnadında bulunmazdınız.) Sonra bir deve getirdi ve devenin hörgücünden bir tutam kıl aldı ve şöyle dedi:

(Şunu iyi bilin ki ben de fey’den başka bir şey yoktur bunlar da beşte birdir. Beşte bir de zaten sizin aranızda bölüştürülecektir.) O esnada bir adam kalktı ve bir avuç deve yününü göstererek:

(Şunu devemin çulunu tamir için almıştım) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Bana ve Abdülmuttalib oğullarının hissesine düşen deve tüyleri de senindir) buyurdu. Bunun üzerine o adam:

(Benim hisseme bu kadar düşecekse onu da istemem) diyerek elindekini atıverdi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Ey insanlar küçük ve büyük bir iğne bile olsa ganimet malından aldığınız şeyleri geri verin çünkü ganimet malından haksız yere alınan her şey kıyamet günü alan kimse için çok utanç verici ve ayıp bir iş olur.) (Ebû Dâvûd, Cihad: 131)

١ - باب هِبَةِ الْمَشَاعِ

٣٧٠٣ - أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم إِذْ أَتَتْهُ وَفْدُ هَوَازِنَ فَقَالُوا يَا مُحَمَّدُ إِنَّا أَصْلٌ وَعَشِيرَةٌ وَقَدْ نَزَلَ بِنَا مِنَ الْبَلاَءِ مَا لاَ يَخْفَى عَلَيْكَ فَامْنُنْ عَلَيْنَا مَنَّ اللَّهُ عَلَيْكَ ‏.‏ فَقَالَ ‏(‏ اخْتَارُوا مِنْ أَمْوَالِكُمْ أَوْ مِنْ نِسَائِكُمْ وَأَبْنَائِكُمْ ‏)‏ ‏.‏ فَقَالُوا قَدْ خَيَّرْتَنَا بَيْنَ أَحْسَابِنَا وَأَمْوَالِنَا بَلْ نَخْتَارُ نِسَاءَنَا وَأَبْنَاءَنَا ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ أَمَّا مَا كَانَ لِي وَلِبَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَهُوَ لَكُمْ فَإِذَا صَلَّيْتُ الظُّهْرَ فَقُومُوا فَقُولُوا إِنَّا نَسْتَعِينُ بِرَسُولِ اللَّهِ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَوِ الْمُسْلِمِينَ فِي نِسَائِنَا وَأَبْنَائِنَا ‏)‏ ‏.‏ فَلَمَّا صَلَّوُا الظُّهْرَ قَامُوا فَقَالُوا ذَلِكَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ فَمَا كَانَ لِي وَلِبَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَهُوَ لَكُمْ ‏)‏ ‏.‏ فَقَالَ الْمُهَاجِرُونَ وَمَا كَانَ لَنَا فَهُوَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏.‏ وَقَالَتِ الأَنْصَارُ مَا كَانَ لَنَا فَهُوَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏.‏ فَقَالَ الأَقْرَعُ بْنُ حَابِسٍ أَمَّا أَنَا وَبَنُو تَمِيمٍ فَلاَ ‏.‏ وَقَالَ عُيَيْنَةُ بْنُ حِصْنٍ أَمَّا أَنَا وَبَنُو فَزَارَةَ فَلاَ ‏.‏ وَقَالَ الْعَبَّاسُ بْنُ مِرْدَاسٍ أَمَّا أَنَا وَبَنُو سُلَيْمٍ فَلاَ ‏.‏ فَقَامَتْ بَنُو سُلَيْمٍ فَقَالُوا كَذَبْتَ مَا كَانَ لَنَا فَهُوَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ رُدُّوا عَلَيْهِمْ نِسَاءَهُمْ وَأَبْنَاءَهُمْ فَمَنْ تَمَسَّكَ مِنْ هَذَا الْفَىْءِ بِشَىْءٍ فَلَهُ سِتُّ فَرَائِضَ مِنْ أَوَّلِ شَىْءٍ يُفِيئُهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَيْنَا ‏)‏ ‏.‏ وَرَكِبَ رَاحِلَتَهُ وَرَكِبَ النَّاسُ اقْسِمْ عَلَيْنَا فَيْأَنَا فَأَلْجَئُوهُ إِلَى شَجَرَةٍ فَخَطِفَتْ رِدَاءَهُ فَقَالَ ‏(‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ رُدُّوا عَلَىَّ رِدَائِي فَوَاللَّهِ لَوْ أَنَّ لَكُمْ شَجَرَ تِهَامَةَ نَعَمًا قَسَمْتُهُ عَلَيْكُمْ ثُمَّ لَمْ تَلْقَوْنِي بَخِيلاً وَلاَ جَبَانًا وَلاَ كَذُوبًا ‏)‏ ‏.‏ ثُمَّ أَتَى بَعِيرًا فَأَخَذَ مِنْ سَنَامِهِ وَبَرَةً بَيْنَ أُصْبُعَيْهِ ثُمَّ يَقُولُ ‏(‏ هَا إِنَّهُ لَيْسَ لِي مِنَ الْفَىْءِ شَىْءٌ وَلاَ هَذِهِ إِلاَّ خُمُسٌ وَالْخُمُسُ مَرْدُودٌ فِيكُمْ ‏)‏ ‏.‏ فَقَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ بِكُبَّةٍ مِنْ شَعْرٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخَذْتُ هَذِهِ لأُصْلِحَ بِهَا بَرْدَعَةَ بَعِيرٍ لِي ‏.‏ فَقَالَ ‏(‏ أَمَّا مَا كَانَ لِي وَلِبَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَهُوَ لَكَ ‏)‏ ‏.‏ فَقَالَ أَوَبَلَغَتْ هَذِهِ فَلاَ أَرَبَ لِي فِيهَا ‏.‏ فَنَبَذَهَا ‏.‏ وَقَالَ ‏(‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَدُّوا الْخِيَاطَ وَالْمِخْيَطَ فَإِنَّ الْغُلُولَ يَكُونُ عَلَى أَهْلِهِ عَارًا وَشَنَارًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏)‏ ‏.‏


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

 1- Kişi Sağlığında Tüm Çocuklarına Âdil Davranmalıdır

3687- Numan b. Beşir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, babası ona bir köle bağışlamıştı ve Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i de bu yaptığı işe şahit tutmak için Onun yanına gelmişti. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Tüm çocuklarına aynı şekilde bağışta bulundun mu?) diye sordu. Beşir:

(Hayır) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Öyleyse onu geri al) buyurdu. (Tirmizî, Ahkam: 30; Müslim, Hibât: 3)

3688- Numan b. Beşir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, babası onu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e getirdi ve:

(Ben bu oğluma bana ait olan bir köle bağışladım) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de:

(Her çocuğuna aynı şekilde bağışladın mı?) diye sordu. Beşir:

(Hayır) dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Öyleyse o bağışından dön) buyurdu. (Tirmizî, Ahkam: 30; Müslim, Hibât: 3)

3689- Numan b. Beşir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, babası onu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e getirdi ve:

(Ben bu oğluma bana ait olan bir köle bağışladım) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de:

(Her çocuğuna aynı şekilde bağışladın mı?) diye sordu. Beşir:

(Hayır) dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Öyleyse o bağışından dön) buyurdu. (Buhârî, Hibe: 11; Müslim, Hibât: 3)

3690- Numan b. Beşir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, babası onu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e getirdi ve:

(Ben bu oğluma bana ait olan bir köle bağışladım) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de:

(Her çocuğuna aynı şekilde bağışladın mı?) diye sordu. Beşir:

(Hayır) dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Öyleyse o bağışından dön) buyurdu. (Buhârî, Hibe: 11; Müslim, Hibât: 3)

3691- Numan b. Beşir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, babası kendisine bir bağışta bulunmuştu. Annesi de oğluma bunu bağışladığına dair Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i şahit yap dedi. Bunun üzerine Beşir b. Sa’d, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek durumu anlattı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de bu şahitlik işini ve yapılan işi hoş karşılamadı. (Buhârî, Hibe: 11; Müslim, Hibât: 3)

3692- Numan b. Beşir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, babası ona bir köle bağışlamıştı ve Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i de bu yaptığı işe şahit tutmak için Onun yanına gelmişti. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Tüm çocuklarına aynı şekilde bağışta bulundun mu?) diye sordu. Beşir:

(Hayır) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Öyleyse onu geri al) buyurdu. (Buhârî, Hibe: 11; Müslim, Hibât: 3)

3693- Hişam b. Urve (radıyallahü anh) babasından naklediyor. Beşir, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek şöyle dedi:

(Ey Allah’ın Rasûlü! Numan’a bir şeyler bağışladım ne dersin) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de:

(Diğer kardeşlerine de aynı şekilde verdin mi?) buyurdu. O da:

(Hayır) deyince, (Öyleyse o bağışından vazgeç) buyurdu. (Buhârî, Hibe: 11; Müslim, Hibât: 3)

3694- Numan (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Babası onu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e götürdü ve Ey Allah’ın Rasûlü! şahit ol, ben malımdan şunu bunu Numan’a bağışladım demişti. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de:

(Tüm çocuklarına Numan’a verdiğin gibi verdin mi?) buyurdu. (Buhârî, Hibe: 11; Müslim, Hibât: 3)

3695- Numan (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, babası onu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e getirerek kendisine yaptığı bir bağıştan dolayı şahit olmasını istedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de:

(Tüm çocuklarına aynı şekilde bağışta bulundun mu?) dedi. O da:

(Hayır) deyince; Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

(Öyleyse ben böyle haksızlık yapılan bir işe şahitlik yapmam. Tüm çocuklarına karşı hayır ve iyilikte bulunman seni sevindirmez mi?) buyurdu. O da:

(Evet) deyince:

(O halde neden bu haksızlığı yapıyorsun) dedi. (Buhârî, Hibe: 11; Müslim, Hibât: 3)

3696- Numan b. Beşir el Ensarî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Annesi –Revaha’nın kızıdır- babasından Numan’a malından bir miktar bağışlamasını istedi. Fakat Numan’ın babası işi ağır aldı ve bir yıl geciktirdi sonra da oğluna bir şeyler bağışladı. Fakat karısı Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i şahit tutmaz isen buna razı olmam dedi. Bunun üzerine Numan’ın babası Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldi ve Ey Allah'ın Rasûlü! Bu çocuğun annesi yani karım bu çocuğa yaptığım bir bağıştan dolayı beni uğraştırıyor. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Ey Beşir! Bu çocuğundan başka çocukların var mı?) buyurdu. Beşir:

(Evet) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Öyleyse aynen bu oğluna verdiğin miktarda onlara da bir şeyler verdin mi?) buyurdu. Beşir:

(Hayır) deyince, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Öyleyse beni bu işe şahit tutma! Zulüm olan bir işte ben şahitlik yapamam) buyurdular. (Buhârî, Hibe: 11; Müslim, Hibât: 3)

3697- Numan (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Annem, babamdan bazı şeyleri bana bağışlamasını istemişti. Babam da onları bana bağışlamıştı. Fakat annem:

(Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem)’i şahit tutmadıkça ben buna razı olmam) dedi. Numan diyor ki:

(Ben bir çocuktum babam elimden tuttu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e getirdi ve Ey Allah’ın Rasûlü! Bu çocuğun annesi -ki Revaha’nın kızıdır- bu çocuğa bağışta bulunmamı istedi ve yaptığım bu bağışta da Seni şahit tutmamı istiyor) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

(Ey Beşir! Senin bundan başka çocukların var mı?) Beşir:

(Evet) dedi. (Buna verdiğin gibi onlara da verdin mi?) buyurdu: Beşir:

(Hayır) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Öyleyse Beni şahit tutma! Ben adîl olmayan, haksızlık olan bir işte şahitlik yapamam) buyurdu. (Buhârî, Hibe: 11; Müslim, Hibât: 3)

3698- Amir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bana haber verildiğine göre, Beşir b. Sa’d Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek şöyle dedi:

(Ey Allah’ın Rasûlü! Karım Amre binti Revaha, oğlu Numan’a bir bağışta bulunmamı istedi ve Seni de bu işte şahit yapmamı istedi) dedi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona dedi ki:

(Senin bundan başka çocukların var mı?) Beşir:

(Evet) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de:

(Buna verdiğin şeylerin aynısını onlara da verdin mi?) buyurdu. Beşir:

(Hayır) deyince, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Öyleyse Beni zulüm ve haksızlık olan bir işte şahit tutma) buyurdu. (Müslim, Hibât: 4; Buhârî, Hibe: 11)

3699- Abdullah b. Utbe b. Mes’ud (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, bir adam Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek:

(Ben oğluma bir şey bağışladım Sen şahit ol) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Ondan başka oğlun var mı?) buyurdu. Adam:

(Evet) deyince, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Onlarada buna verdiğinden verdin mi?) buyurdu: Adam:

(Hayır) deyince, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

(Zülüm ve haksızlık olan bir işe şahit olacağım ha!) buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)

3700- Müslim b. Subeyh (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Numan b. Beşir’den işittim şöyle diyordu:

(Babam bana verdiği bir şeyde Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i şahit tutmak için beni Onun yanına götürmüştü. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) (Ondan başka çocuğun var mı?) buyurdu. Babam:

(Evet var) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ellerini bir araya getirerek:

(Onların arasında adil olmalı değil miydin?) buyurdu. (Buhârî, Hibe: 11; Müslim, Hibât: 4)

3701- Müslim b. Subeyh (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Numan’dan işittim şöyle diyordu:

(Babam bana yaptığı bir bağışta Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i şahit tutmak için beni Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e götürmüştü. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’de:

(Senin bundan başka çocukların var mı?) buyurdu. Babam:

(Evet) deyince (Aralarında adil davran) buyurdu. (Buhârî, Hibe: 11; Müslim, Hibât: 4)

3702- Hacib b. Mufaddal b. Mühelleb (radıyallahü anh) babasından naklederek şöyle diyor: Numan b. Beşir konuşurken şöyle işittim. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

(Çocukların arasında adaletle muamele edin! Çocuklarınız arasında adaletle muamele edin.) (Buhârî, Hibe: 11; Müslim, Hibât: 4)

١ - باب ذِكْرِ اخْتِلاَفِ أَلْفَاظِ النَّاقِلِينَ لِخَبَرِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ فِي النُّحْلِ

٣٦٨٧ - أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ حُمَيْدٍ، ح وَأَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ سَمِعْنَاهُ مِنَ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَمُحَمَّدُ بْنُ النُّعْمَانِ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، أَنَّ أَبَاهُ، نَحَلَهُ غُلاَمًا فَأَتَى النَّبِيَّ صلّى اللّه عليه وسلّم يُشْهِدُهُ فَقَالَ ‏(‏ أَكُلَّ وَلَدِكَ نَحَلْتَ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ فَارْدُدْهُ ‏)‏ ‏.‏ وَاللَّفْظُ لِمُحَمَّدٍ ‏.‏

٣٦٨٨ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، وَالْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ، قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، عَنِ ابْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَمُحَمَّدِ بْنِ النُّعْمَانِ، يُحَدِّثَانِهِ عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، أَنَّ أَبَاهُ، أَتَى بِهِ رَسُولَ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم فَقَالَ إِنِّي نَحَلْتُ ابْنِي غُلاَمًا كَانَ لِي فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ‏(‏ أَكُلَّ وَلَدِكَ نَحَلْتَهُ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ فَارْجِعْهُ ‏)‏ ‏.‏

٣٦٨٩ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ هَاشِمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَعَنْ مُحَمَّدِ بْنِ النُّعْمَانِ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، أَنَّ أَبَاهُ، بَشِيرَ بْنَ سَعْدٍ جَاءَ بِابْنِهِ النُّعْمَانِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي نَحَلْتُ ابْنِي هَذَا غُلاَمًا كَانَ لِي ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ أَكُلَّ بَنِيكَ نَحَلْتَ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ فَارْجِعْهُ ‏)‏ ‏.‏

٣٦٩٠ - أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ النُّعْمَانِ، وَحُمَيْدَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَاهُ عَنْ بَشِيرِ بْنِ سَعْدٍ، أَنَّهُ جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلّى اللّه عليه وسلّم بِالنُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ فَقَالَ إِنِّي نَحَلْتُ ابْنِي هَذَا غُلاَمًا فَإِنْ رَأَيْتَ أَنْ تُنْفِذَهُ أَنْفَذْتُهُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ أَكُلَّ بَنِيكَ نَحَلْتَهُ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ فَارْدُدْهُ ‏)‏ ‏.‏

٣٦٩١ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، أَنَّ أَبَاهُ، نَحَلَهُ نُحْلاً فَقَالَتْ لَهُ أُمُّهُ أَشْهِدِ النَّبِيَّ صلّى اللّه عليه وسلّم عَلَى مَا نَحَلْتَ ابْنِي ‏.‏ فَأَتَى النَّبِيَّ صلّى اللّه عليه وسلّم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَكَرِهَ النَّبِيُّ صلّى اللّه عليه وسلّم أَنْ يَشْهَدَ لَهُ ‏.‏

٣٦٩٢ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدٍ، - يَعْنِي ابْنَ إِبْرَاهِيمَ - عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ بَشِيرٍ، أَنَّهُ نَحَلَ ابْنَهُ غُلاَمًا فَأَتَى النَّبِيَّ صلّى اللّه عليه وسلّم فَأَرَادَ أَنْ يُشْهِدَ النَّبِيَّ صلّى اللّه عليه وسلّم فَقَالَ ‏(‏ أَكُلَّ وَلَدِكَ نَحَلْتَهُ مِثْلَ ذَا ‏)‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ فَارْدُدْهُ ‏)‏ ‏.‏

٣٦٩٣ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حِبَّانُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ بَشِيرًا، أَتَى النَّبِيَّ صلّى اللّه عليه وسلّم فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ نَحَلْتُ النُّعْمَانَ نِحْلَةً ‏.‏ قَالَ ‏(‏ أَعْطَيْتَ لإِخْوَتِهِ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ فَارْدُدْهُ ‏)‏ ‏.‏

٣٦٩٤ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - وَهُوَ ابْنُ زُرَيْعٍ - قَالَ حَدَّثَنَا دَاوُدُ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ النُّعْمَانِ، قَالَ انْطَلَقَ بِهِ أَبُوهُ يَحْمِلُهُ إِلَى النَّبِيِّ صلّى اللّه عليه وسلّم قَالَ اشْهَدْ أَنِّي قَدْ نَحَلْتُ النُّعْمَانَ مِنْ مَالِي كَذَا وَكَذَا ‏.‏ قَالَ ‏(‏ كُلَّ بَنِيكَ نَحَلْتَ مِثْلَ الَّذِي نَحَلْتَ النُّعْمَانَ ‏)‏ ‏.‏

٣٦٩٥ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، عَنْ عَبْدِ الْوَهَّابِ، قَالَ حَدَّثَنَا دَاوُدُ، عَنْ عَامِرٍ، عَنِ النُّعْمَانِ، أَنَّ أَبَاهُ، أَتَى بِهِ النَّبِيَّ صلّى اللّه عليه وسلّم يُشْهِدُ عَلَى نُحْلٍ نَحَلَهُ إِيَّاهُ ‏.‏ فَقَالَ ‏(‏ أَكُلَّ وَلَدِكَ نَحَلْتَ مِثْلَ مَا نَحَلْتَهُ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ فَلاَ أَشْهَدُ عَلَى شَىْءٍ أَلَيْسَ يَسُرُّكَ أَنْ يَكُونُوا إِلَيْكَ فِي الْبِرِّ سَوَاءً ‏)‏ ‏.‏ قَالَ بَلَى ‏.‏ قَالَ ‏(‏ فَلاَ إِذًا ‏)‏ ‏.‏

٣٦٩٦ - أَخْبَرَنَا مُوسَى بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو حَيَّانَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي النُّعْمَانُ بْنُ بَشِيرٍ الأَنْصَارِيُّ، أَنَّ أُمَّهُ ابْنَةَ رَوَاحَةَ، سَأَلَتْ أَبَاهُ بَعْضَ الْمَوْهِبَةِ مِنْ مَالِهِ لاِبْنِهَا فَالْتَوَى بِهَا سَنَةً ثُمَّ بَدَا لَهُ فَوَهَبَهَا لَهُ فَقَالَتْ لاَ أَرْضَى حَتَّى تُشْهِدَ رَسُولَ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏.‏ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمَّ هَذَا ابْنَةَ رَوَاحَةَ قَاتَلَتْنِي عَلَى الَّذِي وَهَبْتُ لَهُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ يَا بَشِيرُ أَلَكَ وَلَدٌ سِوَى هَذَا ‏)‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ أَفَكُلُّهُمْ وَهَبْتَ لَهُمْ مِثْلَ الَّذِي وَهَبْتَ لاِبْنِكَ هَذَا ‏)‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ فَلاَ تُشْهِدْنِي إِذًا فَإِنِّي لاَ أَشْهَدُ عَلَى جَوْرٍ ‏)‏ ‏.‏

٣٦٩٧ - أَخْبَرَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو حَيَّانَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ النُّعْمَانِ، قَالَ سَأَلَتْ أُمِّي أَبِي بَعْضَ الْمَوْهِبَةِ فَوَهَبَهَا لِي فَقَالَتْ لاَ أَرْضَى حَتَّى أُشْهِدَ رَسُولَ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏.‏ قَالَ فَأَخَذَ أَبِي بِيَدِي وَأَنَا غُلاَمٌ فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمَّ هَذَا ابْنَةَ رَوَاحَةَ طَلَبَتْ مِنِّي بَعْضَ الْمَوْهِبَةِ وَقَدْ أَعْجَبَهَا أَنْ أُشْهِدَكَ عَلَى ذَلِكَ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ يَا بَشِيرُ أَلَكَ ابْنٌ غَيْرُ هَذَا ‏)‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ فَوَهَبْتَ لَهُ مِثْلَ مَا وَهَبْتَ لِهَذَا ‏)‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ فَلاَ تُشْهِدْنِي إِذًا فَإِنِّي لاَ أَشْهَدُ عَلَى جَوْرٍ ‏)‏ ‏.‏

٣٦٩٨ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ عَامِرٍ، قَالَ أُخْبِرْتُ أَنَّ بَشِيرَ بْنَ سَعْدٍ أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ امْرَأَتِي عَمْرَةَ بِنْتَ رَوَاحَةَ أَمَرَتْنِي أَنْ أَتَصَدَّقَ عَلَى ابْنِهَا نُعْمَانَ بِصَدَقَةٍ وَأَمَرَتْنِي أَنْ أُشْهِدَكَ عَلَى ذَلِكَ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ هَلْ لَكَ بَنُونَ سِوَاهُ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ فَأَعْطَيْتَهُمْ مِثْلَ مَا أَعْطَيْتَ لِهَذَا ‏)‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ فَلاَ تُشْهِدْنِي عَلَى جَوْرٍ ‏)‏ ‏.‏

٣٦٩٩ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا، عَنْ عَامِرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، ح وَأَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا حِبَّانُ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ زَكَرِيَّا، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ رَجُلاً، جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلّى اللّه عليه وسلّم - وَقَالَ مُحَمَّدٌ أَتَى النَّبِيَّ صلّى اللّه عليه وسلّم - فَقَالَ إِنِّي تَصَدَّقْتُ عَلَى ابْنِي بِصَدَقَةٍ فَاشْهَدْ فَقَالَ ‏(‏ هَلْ لَكَ وَلَدٌ غَيْرُهُ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ أَعْطَيْتَهُمْ كَمَا أَعْطَيْتَهُ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ أَأَشْهَدُ عَلَى جَوْرٍ ‏)‏ ‏.‏

٣٧٠٠ - أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ فِطْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مُسْلِمُ بْنُ صُبَيْحٍ، قَالَ سَمِعْتُ النُّعْمَانَ بْنَ بَشِيرٍ، يَقُولُ ذَهَبَ بِي أَبِي إِلَى النَّبِيِّ صلّى اللّه عليه وسلّم يُشْهِدُهُ عَلَى شَىْءٍ أَعْطَانِيهِ فَقَالَ ‏(‏ أَلَكَ وَلَدٌ غَيْرُهُ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ وَصَفَّ بِيَدِهِ بِكَفِّهِ أَجْمَعَ كَذَا أَلاَ سَوَّيْتَ بَيْنَهُمْ ‏.‏

٣٧٠١ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا حِبَّانُ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ فِطْرٍ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ صُبَيْحٍ، قَالَ سَمِعْتُ النُّعْمَانَ، يَقُولُ وَهُوَ يَخْطُبُ انْطَلَقَ بِي أَبِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم يُشْهِدُهُ عَلَى عَطِيَّةٍ أَعْطَانِيهَا فَقَالَ ‏(‏ هَلْ لَكَ بَنُونَ سِوَاهُ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏(‏ سَوِّ بَيْنَهُمْ ‏)‏ ‏.‏

٣٧٠٢ - أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ حَاجِبِ بْنِ الْمُفَضَّلِ بْنِ الْمُهَلَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ النُّعْمَانَ بْنَ بَشِيرٍ، يَخْطُبُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏(‏ اعْدِلُوا بَيْنَ أَبْنَائِكُمُ اعْدِلُوا بَيْنَ أَبْنَائِكُمْ ‏)‏ ‏.‏


SELMAN SEVEN

{facebook#https://facebook.com/} {twitter#https://twitter.com/}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget