Resulullah'ın hadislerini mi arıyorsunuz ?
Türkiye'nin En Geniş Kapsamlı Hadis Sitesi
HZ.MUHAMMED (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
"أَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ مُحَمَّدٍ"

Latest Post

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

 109. Bâb—Hayızlı Kadın Boyanabilir Ve Kadın (Kına Gibi) Boya İle Namaz Kılabilir (Meseleleri) Hakkında

1137. Bize Muhammed b. İsa haber verip dedi ki, bize Hüşeym, Ebû Hurre Vâsıl b. Abdirrahman'dan, (O da) el-Hasan'dan (naklen) söyledi (ki, el-Hasan) şöyle demiş: Medineli kadınlardan bazılarını, boya ile (yani boya sürünmüş olarak) namaz kılarlarken gördüm.

1138. Bize Sa'îd b. Âmir, Şu'be'den, (O) İbn Ebî Necîh'ten, (O da) Hazret-i Âişe'den duyan kimseden (naklen) haber verdi (ki, Hazret-i Âişe'ye), "kadın, boya üzerine meshedebilir mi?" diye sorulmuş da O şöyle cevap vermiş: Ellerimin bıçaklarla kesilmesi, bana bundan daha sevimli gelir

1139. Bize Sa'îd b. Amir, İbn Avn'dan, (O da) Ebû Sa'îd'den (naklen) haber verdi ki, bir kadın Hazret-i Âişe'ye, "kadın, boya ile (yani boya sürünmüş olarak) namaz kılabilir mi?" diye sormuş, O da şöyle cevap vermiş: "Onu sil ve at toprağa, gitsin! Ebû Muhammed (ed-Dârimi) dedi ki: (Seneddeki) Ebû Sa'îd, İbn Ebi'l-Anbes'tir. Ebu'l-Anbes'in ismi ise Sa'îd b. Kesîr b. Ubeyd'dir.

1140. Bize Affân haber verip (dedi ki), bize Ebû Avâne, Katâde'den, (O) Ebû Miclez'den, (O da) İbn Abbâs'tan (naklen) rivâyet etti (ki, İbn Abbâs) şöyle dedi: Kadınlarımız geceleyin boyanır, (kına yakarlar), sabahladıkları zaman ise onu açar ve abdest alıp namaz kılarlardı. Sonra namazın ardından (tekrar) boya (kına) yakarlar, öğle olunca da onu açar ve abdest alıp namaz kılarlardı. Böylece onlar, (kına yakmak onları) namazdan geri bırakmadığı halde güzelce boya (kına) yakmış olurlardı.

1141. Bize Haccâc rivâyet edip (dedi ki), bize Hammâd, Eyûb'dan, (O da) Nâfi'den (naklen) rivâyet etti ki, İbn Ömer'in kadınları, hayızlı iken boyanır, (kına yakarlar)dı.

1142. Bize Müslim b. İbrahim rivâyet edip (dedi ki), bize Hişâm rivâyet edip (dedi ki), bize Katâde, Ebû Miclez'den, (O da) İbn Abbâs'tan (naklen) rivâyet etti (ki, İbn Abbâs) şöyle dedi: Kadınlarımız yatsı namazını kılınca boyanır, (kına yakarlardı). Sabahladıkları zaman ise onu çözer ve abdest alıp namaz kılarlardı. Öğle namazını kılınca (tekrar) boya (kına) yakarlardı. Sonra ikindi namazını kılmak istediklerinde onu çözer (ve abdest alıp namaz kılarlardı). Böylece onlar, o (boya, kına) yakmayı, namazdan mene dilme dikleri halde, güzelce yapmış olurlardı.

١٠٩- باب فِى الْمَرْأَةِ الْحَائِضِ تَخْتَضِبُ وَالْمَرْأَةِ تُصَلِّى فِى الْخِضَابِ

١١٣٧ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى قَالَ زَعَمَ لَنَا هُشَيْمٌ عَنْ أَبِى حُرَّةَ : وَاصِلِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنِ الْحَسَنِ قَالَ : رَأَيْتُ نِسَاءً مِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ يُصَلِّينَ فِى الْخِضَابِ.

١١٣٨ - أَخْبَرَنَا سَعِيدُ بْنُ عَامِرٍ عَنْ شُعْبَةَ عَنِ ابْنِ أَبِى نَجِيحٍ عَمَّنْ سَمِعَ عَائِشَةَ : سُئِلَتْ عَنِ الْمَرْأَةِ تَمْسَحُ عَلَى الْخِضَابِ ، فَقَالَتْ : لأَنْ تُقْطَعَ يَدِى بِالسَّكَاكِينِ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ ذَلِكَ.

١١٣٩ - أَخْبَرَنَا سَعِيدُ بْنُ عَامِرٍ عَنِ ابْنِ عَوْنٍ عَنْ أَبِى سَعِيدٍ : أَنَّ امْرَأَةً سَأَلَتْ عَائِشَةَ تُصَلِّى الْمَرْأَةُ فِى الْخِضَابِ؟ قَالَتِ : اسْلُتِيهِ وَرَغْماً. قَالَ أَبُو مُحَمَّدٍ : أَبُو سَعِيدٍ هُوَ ابْنُ أَبِى الْعَنْبَسِ ، وَاسْمُ أَبِى الْعَنْبَسِ سَعِيدُ بْنُ كَثِيرِ بْنِ عُبَيْدٍ.

١١٤٠ - أَخْبَرَنَا عَفَّانُ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ عَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَبِى مِجْلَزٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ : كُنَّ نِسَاؤُنَا يَخْتَضِبْنَ بِاللَّيْلِ ، فَإِذَا أَصْبَحْنَ فَتَحْنَهُ فَتَوَضَّأْنَ وَصَلَّيْنَ ، ثُمَّ يَخْتَضِبْنَ بَعْدَ الصَّلاَةِ ، فَإِذَا كَانَ عِنْدَ الظُّهْرِ فَتَحْنَهُ فَتَوَضَّأْنَ وَصَلَّيْنَ فَأَحْسَنَّ خِضَابَهُ ، وَلاَ يَمْنَعُ مِنَ الصَّلاَةِ.

١١٤١ - أَخْبَرَنَا حَجَّاجٌ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ عَنْ أَيُّوبَ عَنْ نَافِعٍ : أَنَّ نِسَاءَ ابْنِ عُمَرَ كُنَّ يَخْتَضِبْنَ وَهُنَّ حُيَّضٌ.

١١٤٢ - حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ عَنْ أَبِى مِجْلَزٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ : كُنَّ نِسَاؤُنَا إِذَا صَلَّيْنَ الْعِشَاءَ الآخِرَةَ اخْتَضَبْنَ ، فَإِذَا أَصْبَحْنَ أَطْلَقْنَهُ وَتَوَضَّأْنَ وَصَلَّيْنَ ، وَإِذَا صَلَّيْنَ الظُّهْرَ اخْتَضَبْنَ ، فَإِذَا أَرَدْنَ أَنْ يُصَلِّينَ الْعَصْرَ أَطْلَقْنَهُ فَأَحْسَنَّ خِضَابَهُ ، وَلاَ يُحْبَسْنَ عَنِ الصَّلاَةِ.


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

 108. Bâb—Hayızlı Kadınla Temizlendiği Zaman Gusül Yapmasından Önce Cinsî Münâsebet Yapmak

1123. Bize Muhammed b. İsa rivâyet edip (dedi ki), bize Hüşeym rivâyet edip (dedi ki), bize Muğire, İbrahim'den; Yûnus, el-Hasan'dan, Abdulmelik ise Atâ'dan (naklen) rivâyet ettiler...

1124. Muhammed (b. İsa) dedi ki, bana Yahya b. Sa'îd el-Kattan da, Osman İbnu'l-Esved'den, (O) da Mücâhid'den (naklen) rivâyet etti (ki, İbrahim, el-Hasan, Atâ’ ve Mücâhid) hayızlı kadın hakkında (şöyle dediler): "O, (hayız) kanından temizlendiği zaman, kocası ona, gusül yapmadıkça yaklaşamaz -yaklaşmasın!- (Yani onunla cinsî münâsebet yapamaz -yapmasın!-)

1125. "Bize Ubeydullah b. Mûsa, Osman İbnu'l-Esved'den, (O da) Mücâhid'den (naklen) bunun, (yani bir önceki 1120. haberin) tamamen aynısını rivâyet etti."

1126. Bize Muhammed b. Yûsuf rivâyet edip dedi ki, Süfyân'a; "adam karısıyla, hayız kanı kesildiğinde gusül yapmasından önce cinsî münâsebet yapabilir mi?" diye sorulmuştu da O, "hayır, (yapamaz)" demişti. O zaman dendi ki; "(hayız kanı kesilen kadın) gusül yapmayı iki gün veya günlerce terkederse, ne (yapılmalıdır) dersin?" O da; "tevbe etmesi istenir" karşılığını vermişti.

1127. Bize Muhammed b. Yûsuf haber verip (dedi ki), bize Süfyân, kendisine rivâyet etmiş olan kimseden, (O da) Mücâhid'den (naklen) rivâyet etti (ki, Mücâhid), "temizlenene kadar onlara yanaşmayın" (mealindeki âyetin tefsirinde), "o kan kesilene kadar..." demiş; "iyi temizlendikleri zaman..." (mealindeki âyetin tefsirinde ise), "gusül yaptıkları zaman..." demiştir.

1128. Bize Ubeydullah b. Mûsa, Süfyân'dan, (O) İbn Ebî Necîh'ten, (O da) Mücâhid'den (naklen) rivâyet etti (ki, Mücâhid), "temizlenene kadar..." (mealindeki âyetin tefsirinde), "o kan kesildiği zaman..." demiş, "iyi temizlendikleri zaman..." (mealindeki âyetin tefsirinde ise), "gusül yaptıkları (zaman)..." demişti.

1129. Bize Ubeydullah haber verip (dedi ki), bize Osman İbnu'l-Esved rivâyet edip dedi ki; Mücâhid'e, "temizliği (yani hayız kanının kesildiğini) gören bir kadının kocasına, gusül yapmasından önce onunla cinsî münâsebet yapması helâl olur mu?" diye sormuştum. O da; "hayır, o (kadına) namaz kılmak helâl olmadıkça (cinsî münâsebet helâl olmaz)" cevabını vermişti.

1130. Bize el-Muallâ b. Esed haber verip (dedi ki), bize Abdulvâhid -ki O, İbn Ziyâd'dır- rivâyet edip (dedi ki), bize el-Haccâc b. Ertât rivâyet edip dedi ki, Atâ’ ve Meymûn b. Mihrân'a sormuştum, bana Hammâd da İbrahim'den (naklen) rivâyet etmişti ki, onlar (yani Atâ’, Meymûn ve İbrahim) şöyle demişlerdi: "(Hayız kanı kesilen kadınla kocası, kadın) gusül yapmadıkça cinsî münâsebet yapamaz!"

1131. Bize Yezîd b. Hârûn, Hişâm'dan, (O da) el-Hasan'dan (naklen), O'nun, temizliği (yani hayız kanının kesildiğini) gören karısıyla, gusül yapmasından önce cinsî münâsebet yapan adam hakkında şöyle dediğini haber verdi: O (kadın), gusül yapmadığı sürece hayızlı (demektir). (Bu durumda kocasına) keffâret gerekir. (Hayız gören bir kadın ric'î talâkla boşanıldığında, onun iddeti, üçüncü hayızdan "temizlenme"siyle biteceğinden dolayı, böyle bir iddet bekleyen bir kadının üçüncü hayızdan kanı kesilse de), gusül yapmadığı sürece (kocasının) ona dönme hakkı vardır. (Çünkü Hasan Basri'ye göre bu kadın, gusül yapmadıkça üçüncü hayzından "temizlenmiş" değildir).

1132. Bize el-Muallâ b. Esed haber verip (dedi ki), bize Abdulvâhid rivâyet edip (dedi ki), bize Yûnus, el-Hasan'dan, O'nun şöyle dediğini haber verdi: (Hayız kanı kesilen kadınla) kocası, (kadın gusül yapmadıkça) cinsî münâsebet yapamaz.

1133. Bize Abdullah b. Yezîd haber verip (dedi ki), bize Hayve b. Şureyh rivâyet edip dedi ki, Yezîd b. Ebi Habîb'işöyle derken işittim: Ebu’l-Hayr Mersed b. Abdillah el-Yezenî dedi ki, Ukbe b. Amir el-Cuhenî'yi şöyle derken işittim: Vallahi ben, karımla, (hayızdan) temizlendiği günden bir gün geçmedikçe cinsî münâsebet yapmam.

1134. Bize Ya'lâ b. Ubeyd haber verip (dedi ki), bize Abdulmelik, Atâ'dan (naklen), O'nun, temizliği (yani hayız kanının kesildiğini) gören kadınla kocası, o gusül yapmadan önce cinsî münâsebet yapabilir mi, (meselesi) hakkında, "hayır, (kadın) gusül yapmadıkça (kocası onunla cinsî münâsebet yapamaz)" dediğini rivâyet etti.

1135. Bize Ebu'n-Nu'mân haber verip (dedi ki), bize Ebû Avâne, Leys b. Ebî Süleym'den, (O da) Atâ'dan (naklen), Onun, muayyen kanı kesilen kadın (ile kocası, o gusül yapmadan önce cinsî münâsebet yapabilir mi, meselesi) hakkında şöyle dediğini rivâyet etti: Şayet ona (yani kocasına) şehvet azgınlığı gelirse, (kadın) kadınlık organını yıkar. Bundan sonra (kocası) onunla cinsî münâsebet yapabilir.

1136. Bize Ferve b. Ebi'l-Mağrâ' haber verip dedi ki, Şerîk'i işitmiştim; O'na bir adam sorup da; "muayyen kanı kesilen kadınla kocası, o gusül yapmadan önce cinsî münâsebet yapabilir mi?" demişti de, O şöyle karşılık vermişti: "Abdulmelik, Atâ'dan (naklen) dedi ki, o (yani Atâ') bu hususta şehveti azgınlaşan kimseye (= şebîk'e) izin vermişti. Ebû Muhammed (ed-Dârimi) dedi ki, onun (yani Şerîk'in) hata yapmış olmasından korkarım ve (Şerîk'in zikrettiği bu haberin), Leys'in rivâyeti -ki ben onu, Abdulmelik'in rivâyeti olarak bilmiyorum-, olmasından endişe ederim. Ebû Muhammed (ed-Dârimi) dedi ki; "Eş-Şebîk", nefsin heva ve hevesini (şehveti) arzulayan kimse, demektir.

١٠٨- باب مُجَامَعَةِ الْحَائِضِ إِذَا طَهُرَتْ قَبْلَ أَنْ تَغْتَسِلَ

١١٢٣ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ حَدَّثَنَا مُغِيرَةُ عَنْ إِبْرَاهِيمَ وَيُونُسَ عَنِ الْحَسَنِ وَعَبْدِ الْمَلِكِ عَنْ عَطَاءٍ

١١٢٤ - قَالَ مُحَمَّدٌ وَحَدَّثَنِى يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ عَنْ عُثْمَانَ بْنِ الأَسْوَدِ عَنْ مُجَاهِدٍ فِى الْحَائِضِ إِذَا طَهُرَتْ مِنَ الدَّمِ : لاَ يَقْرَبُهَا زَوْجُهَا حَتَّى تَغْتَسِلَ.

١١٢٥ - أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى عَنْ عُثْمَانَ بْنِ الأَسْوَدِ عَنْ مُجَاهِدٍ مِثْلَهُ سَوَاءً.

١١٢٦ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ قَالَ : سُئِلَ سُفْيَانُ أَيُجَامِعُ الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ إِذَا انْقَطَعَ عَنْهَا الدَّمُ قَبْلَ أَنْ تَغْتَسِلَ؟ فَقَالَ : لاَ. فَقِيلَ أَرَأَيْتَ إِنْ تَرَكَتِ الْغُسْلَ يَوْمَيْنِ أَوْ أَيَّاماً؟ قَالَ : تُسْتَتَابُ.

١١٢٧ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَمَّنْ حَدَّثَهُ عَنْ مُجَاهِدٍ { وَلاَ تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّى يَطْهُرْنَ } قَالَ : حَتَّى يَنْقَطِعَ الدَّمُ { فَإِذَا تَطَهَّرْنَ } قَالَ : إِذَا اغْتَسَلْنَ.

١١٢٨ - أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى عَنْ سُفْيَانَ عَنِ ابْنِ أَبِى نَجِيحٍ عَنْ مُجَاهِدٍ { حَتَّى يَطْهُرْنَ } قَالَ : إِذَا انْقَطَعَ الدَّمُ { فَإِذَا تَطَهَّرْنَ } قَالَ : اغْتَسَلْنَ.

١١٢٩ - أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ الأَسْوَدِ قَالَ : سَأَلْتُ مُجَاهِداً عَنِ امْرَأَةٍ رَأَتِ الطُّهْرَ أَيَحِلُّ لِزَوْجِهَا أَنْ يَأْتِيَهَا قَبْلَ أَنْ تَغْتَسِلَ؟ قَالَ : لاَ حَتَّى تَحِلَّ لَهَا الصَّلاَةُ .

١١٣٠ - أَخْبَرَنَا الْمُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ - هُوَ ابْنُ زِيَادٍ - حَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ بْنُ أَرْطَاةَ قَالَ : سَأَلْتُ عَطَاءً وَمَيْمُونَ بْنَ مِهْرَانَ. وَحَدَّثَنِى حَمَّادٌ عَنْ إِبْرَاهِيمَ قَالُوا : لاَ يَغْشَاهَا حَتَّى تَغْتَسِلَ.

١١٣١ - أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ عَنْ هِشَامٍ عَنِ الْحَسَنِ : فِى الرَّجُلِ يَطَأُ امْرَأَتَهُ وَقَدْ رَأَتِ الطُّهْرَ قَبْلَ أَنْ تَغْتَسِلَ ، قَالَ : هِىَ حَائِضٌ مَا لَمْ تَغْتَسِلْ وَعَلَيْهِ الْكَفَّارَةُ ، وَلَهُ أَنْ يُرَاجِعَهَا مَا لَمْ تَغْتَسِلْ.

١١٣٢ - أَخْبَرَنَا الْمُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ حَدَّثَنَا يُونُسُ عَنِ الْحَسَنِ قَالَ : لاَ يَغْشَاهَا زَوْجُهَا.

١١٣٣ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ حَدَّثَنَا حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ قَالَ سَمِعْتُ يَزِيدَ بْنَ أَبِى حَبِيبٍ يَقُولُ قَالَ أَبُو الْخَيْرِ : مَرْثَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْيَزَنِىُّ سَمِعْتُ عُقْبَةَ بْنَ عَامِرٍ الْجُهَنِىَّ يَقُولُ : وَاللَّهِ إِنِّى لاَ أُجَامِعُ امْرَأَتِى فِى الْيَوْمِ الَّذِى تَطْهُرُ فِيهِ حَتَّى يَمُرَّ يَوْمٌ.

١١٣٤ - أَخْبَرَنَا يَعْلَى بْنُ عُبَيْدٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ عَنْ عَطَاءٍ فِى الْمَرْأَةِ تَرَى الطُّهْرَ أَيَأْتِيهَا زَوْجُهَا قَبْلَ أَنْ تَغْتَسِلَ؟ قَالَ : لاَ حَتَّى تَغْتَسِلَ.

١١٣٥ - أَخْبَرَنَا أَبُو النُّعْمَانِ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ عَنْ لَيْثِ بْنِ أَبِى سُلَيْمٍ عَنْ عَطَاءٍ فِى الْمَرْأَةِ يَنْقَطِعُ عَنْهَا الدَّمُ قَالَ : إِنْ أَدْرَكَهُ الشَّبَقُ غَسَلَتْ فَرْجَهَا ثُمَّ أَتَاهَا.

١١٣٦ - أَخْبَرَنَا فَرْوَةُ بْنُ أَبِى الْمَغْرَاءِ قَالَ سَمِعْتُ شَرِيكاً وَسَأَلَهُ رَجُلٌ فَقَالَ : الْمَرْأَةُ يَنْقَطِعُ عَنْهَا الدَّمُ أَيَأْتِيهَا زَوْجُهَا قَبْلَ أَنْ تَغْتَسِلَ؟ فَقَالَ قَالَ عَبْدُ الْمَلِكِ عَنْ عَطَاءٍ : أَنَّهُ رَخَّصَ فِى ذَلِكَ لِلشَّبِقِ. قَالَ أَبُو مُحَمَّدٍ : أَخَافُ أَنْ يَكُونَ ذَا خَطَأً ، أَخَافُ أَنْ يَكُونَ مِنْ حَدِيثِ لَيْثٍ لاَ أَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ الْمَلِكِ. قَالَ أَبُو مُحَمَّدٍ : الشَّبِقُ الَّذِى يَشْتَهِى.


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

 107. Bab—Hayızlı Kadın Kocasını Tarayabilir

1104. Bize Hâlid b. Mahled haber verip (dedi ki), bize Mâlik, İbn Şihâb'dan, (O) Urve'den, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Ben, Resûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) başını, hayızlı olduğum halde tarardım.

1105. Bize Hâlid haber verip (dedi ki), bize Mâlik, Hişâm b. Urve'den, (O) babasından, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Ben, Resûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) başını, hayızlı iken tarardım.

1106. Bize Hâlid haber verip (dedi ki), bize Mâlik, Nâfi'den, O'nun şöyle dediğini rivâyet etti: İbn Ömer'in cariyeleri, onun ayaklarını hayızlı iken yıkarlar ve O'na seccadeyi verirlerdi.

1107. Bize Muhammed b. Yûsuf haber verip (dedi ki), bize Süfyân, el-Mikdâm b. Şureyh b. Hâni'den, (O) babasından, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Bana su kabı getirilir, ben de ağzımı kor, hayızlı iken su içerdim. Sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ağzını, benim (ağzımı) koyduğum yere koyup su içerdi. Yine bana etli kemik getirilir, ben de ısırırdım. Sonra O, ağzını, (ağzımı) koyduğu yere koyup ısırırdı. Ayrıca O bana emrederdi de ben, hayızlı iken peştemal kuşanırdım. O da benimle mübaşeret ederdi.

1108. Bize Muhammed b. Yûsuf haber verip (dedi ki), bize Süfyân, Muğire'den, (O da) İbrahim'den (naklen) rivâyet etti (ki, İbrahim) şöyle dedi: Denirdi ki, hayızlı kadının hayızı elinde yoktur. O, elini yıkayıp hamur yoğurabilir, (küpe) nebîz kurabilir.

1109. Bize Ebû Zeyd haber verip (dedi ki), bize Şu'be, Muğire'den, (O da) İbrahim'den (naklen) rivâyet etti (ki, Muğire) şöyle dedi: (İbrahim) derdi ki, şüphesiz hayızlı kadının hayızı elinde yoktur. O (yine) derdi ki, hayızlı kadın, diri olan (Allah'ın) sevdiği kimsedir.

1110. Bize Ca'fer b. Avn haber verip (dedi ki), bize Süfyân, Hammâd'dan, O'nun şöyle dediğini rivâyet etti: İbrahim’e, yahûdi, hıristiyan, mecûsî ve hayızlı kadın ile tokalaşmayı sormuştum da O, bundan dolayı abdest almayı gerekli görmemişti.

1111. Bize Ebu'l-Velîd et-Tayâlîsî haber verip (dedi ki), bize Zaide rivâyet edip (dedi ki), bize İsmail es-Suddî, Abdullah el-Behi'den rivâyet etti ki, (O şöyle demiş:) Bana Hazret-i Âişe rivâyet etti ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) (bir gün) mescidde bulunuyordu. Derken cariyeye; "bana seccadeyi uzatıver" buyurmuştu. (Hazret-i Âişe, sözünün burasında) dedi ki, O, onu yayıp üzerinde namaz kılmak istemişti. Bunun üzerine o, kendisinin hayızlı olduğunu söylemiş, (Hazret-i Peygamber) de hayızının elinde bulunmadığını buyurmuştu.

1112. Bize Abdullah b. Mesleme haber verip (dedi ki), bize Fudayl b. Iyâd, Süleyman'dan, (O) Temîm b. Seleme'den, (O) Urve'den, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana başını mescidden uzatır, ben de onu yıkardım. -Yani O, i'tikâfta iken.

1113. Bize el-Muallâ b. Esed haber verip (dedi ki), bize Ebû Avâne, Muğire'den, (O da) İbrahim'den (naklen) rivâyet etti (ki, İbrahim), hayızlı kadının hastaya abdest aldırmasında hiçbir mahzur görmezdi.

1114. Bize Yezîd b. Hârûn, Ca'fer İbnu'l-Hâris'ten, (O) Mansûr'dan, (O) İbrahim'den, (O) el-Eşved'den, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) haber verdi (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Ben, Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) başını, hayızlı iken yıkardım.

1115. Bize Ya'lâ b. Ubeyd haber verip (dedi ki), bize el-A'meş, Temîm b. Seleme'den, (O) Urve'den, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Hakikaten ben, Resûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) başını, ben hayızlı, O ise i'tikafta iken yıkardım.

1116. Bize Ebu'l-Velîd et-Tayâlîsî haber verip (dedi ki), bize Şu'be rivâyet edip dedi ki, Muğire'nin şöyle dediğini işittim: Ebû Zabyân, İbrahim'e, hayızlı kadın hastaya abdest aldırabilir mi, diye sorması için (birini) göndermiş, (İbrahim de), "evet, (aldırabilir)" cevabını vermişti. (Bu giden kişi O'na, hayızlı kadın) onu (yani hastayı, kendisine) dayandırabilir mi -yani namazda (dayandırabilir mi?)- (diye de sormuş, İbrahim de), "hayır" karşılığını vermişti. Bunun üzerine ben (yani Şu'be), Muğire'ye dedim ki: "Sen bunu İbrahim'den duydun mu?"- "Hayır" dedi.

1117. Bize Ebu'l-Velîd haber verip (dedi ki), bize Şu'be rivâyet edip dedi ki; Süleyman bana, Sabit b. Ubeyd'den, (O) el-Kâsım'dan, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) haber verdi ki, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) O'na; "bana seccadeyi uzatıver" buyurmuş, O da, "doğrusu ben hayızlıyım" demiş. (Bunun üzerine Hazret-i Peygamber de); "her halde o (hayız) senin elinde yoktur!" buyurmuştu.

1118. Bize Süleyman b. Harb rivâyet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Kesîr b. Şmzîr'den, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivâyet etti ki, O'na (yani el-Hasan'a), "bir sudan içen hayızlı bir kadının (arta kalan suyu) ile abdest alınır mı?" diye sorulmuştu da O, gülmüş ve "evet (alınır)" demişti.

1119. Bize Ahmed İbnu'l-Haccâc haber verip (dedi ki), bize Abdurrahman b. Mehdî, Muâviye b. Salih'ten, (O) el-Alâ' İbnu'l-Hâris'ten, (O) Haram b. Muâviye'den, (O da) amcası Abdullah b. Sa'd'dan (naklen) rivâyet etti (ki, Abdullah) şöyle dedi: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem), hayızlı kadınla birlikte yemek yemeyi sormuştum da; "onunla birlikte ye!" buyurmuştu.

1120. Bize Muhammed b. Uyeyne, Ali b. Mushir'den, (O) Ubeydullah'tan, (O) Nâfi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) haber verdi ki, O (yani İbn Ömer), mescidden, cariyesine, hasır seccadeyi kendisine uzatıvermesini emreder, O da; "doğrusu ben hayızlıyım" der. Bunun üzerine (İbn Ömer); "herhalde hayızın, avucunda değildir" der, o zaman (câriye, seccadeyi) O'na uzatıverirdi.

1121. Bize Mervân b. Muhammed haber verip (dedi ki), bize el-Heysem b. Humeyd rivâyet edip (dedi ki), bize el-Alâ’ İbnu'l-Hâris, Haram b. Hakîm'den, (O da) amcasından (naklen) rivâyet etti (ki, Harâm’ın amcası) şöyle dedi: Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem), hayızlı kadınla birlikte yemek yemeyi sormuştum da O, şöyle buyurmuştu: "Ailemden birisi hakikaten hayızlıdır. Ve biz, Allah dilerse, hep beraber akşam yemeği yiyeceğiz."

1122. Bize Sehl b. Hammâd haber verip (dedi ki), bize Şu'be, Abdurrahman İbnu'l-Kâsım'dan, (O) babasından, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti ki, O (yani Hazret-i Âişe), hayızlı kadının seccadeye dokunmasında hiçbir mahzur görmezdi.

١٠٧- باب الْحَائِضِ تَمْشُطُ زَوْجَهَا

١١٠٤ - أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ حَدَّثَنَا مَالِكٌ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : كُنْتُ أُرَجِّلُ رَأْسَ رَسُولِ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- وَأَنَا حَائِضٌ.

١١٠٥ - أَخْبَرَنَا خَالِدٌ حَدَّثَنَا مَالِكٌ عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : كُنْتُ أُرَجِّلُ رَأْسَ رَسُولِ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- وَأَنَا حَائِضٌ.

١١٠٦ - أَخْبَرَنَا خَالِدٌ حَدَّثَنَا مَالِكٌ عَنْ نَافِعٍ قَالَ : كُنَّ جَوَارِى ابْنِ عُمَرَ يَغْسِلْنَ رِجْلَيْهِ وَهُنَّ حُيَّضٌ وَيُعْطِينَهُ الْخُمْرَةَ.

١١٠٧ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ شُرَيْحِ بْنِ هَانِئٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : كُنْتُ أُوتَى بِالإِنَاءِ فَأَضَعُ فَمِى فَأَشْرَبُ وَأَنَا حَائِضٌ ، فَيَضَعُ رَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- فَمَهُ عَلَى الْمَكَانِ الَّذِى وَضَعْتُ فَيَشْرَبُ ، وَأُوتَى بِالْعَرْقِ فَأَنْتَهِسُ فَيَضَعُ فَاهُ عَلَى الْمَكَانِ الَّذِى وَضَعْتُ فَيَنْتَهِسُ ، ثُمَّ يَأْمُرُنِى فَأَتَّزِرُ وَأَنَا حَائِضٌ وَكَانَ يُبَاشِرُنِى.

١١٠٨ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَنْ مُغِيرَةَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ قَالَ كَانَ يُقَالُ : الْحَائِضُ لَيْسَتِ الْحِيضَةُ فِى يَدِهَا ، تَغْسِلُ يَدَهَا وَتَعْجِنُ وَتَنْبِذُ.

١١٠٩ - أَخْبَرَنَا أَبُو زَيْدٍ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ عَنْ مُغِيرَةَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ قَالَ كَانَ يَقُولُ : إِنَّ الْحَائِضَ حِيضَتُهَا لَيْسَتْ فِى يَدِهَا وَكَانَ يَقُولُ : الْحَائِضُ حِبُّ الْحَىِّ.

١١١٠ - أَخْبَرَنَا جَعْفَرُ بْنُ عَوْنٍ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَنْ حَمَّادٍ قَالَ : سَأَلْتُ إِبْرَاهِيمَ عَنْ مُصَافَحَةِ الْيَهُودِىِّ وَالنَّصْرَانِىِّ وَالْمَجُوسِىِّ وَالْحَائِضِ ، فَلَمْ يَرَ فِيهِ وُضُوءاً.

١١١١ - أَخْبَرَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِىُّ حَدَّثَنَا زَائِدَةُ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ السُّدِّىُّ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ الْبَهِىِّ قَالَ حَدَّثَتْنِى عَائِشَةُ : أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- كَانَ فِى الْمَسْجِدِ فَقَالَ لِلْجَارِيَةِ :( نَاوِلِينِى الْخُمْرَةَ ). قَالَتْ : أَرَادَ أَنْ يَبْسُطَهَا وَيُصَلِّىَ عَلَيْهَا ، فَقَالَتْ : إِنَّهَا حَائِضٌ. فَقَالَ :( إِنَّ حِيضَتَهَا لَيْسَ فِى يَدِهَا ).

١١١٢ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلَمَةَ حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ عَنْ سُلَيْمَانَ عَنْ تَمِيمِ بْنِ مَسْلَمَةَ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : كَانَ رَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- يُخْرِجُ إِلَىَّ رَأْسَهُ مِنَ الْمَسْجِدِ فَأَغْسِلُهُ تَعْنِى وَهُوَ مُعْتَكِفٌ.

١١١٣ - أَخْبَرَنَا الْمُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ عَنْ مُغِيرَةَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ : كَانَ لاَ يَرَى بَأْساً أَنْ تُوَضِّئَ الْحَائِضُ الْمَرِيضَ.

١١١٤ - أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ عَنْ جَعْفَرِ بْنِ الْحَارِثِ عَنْ مَنْصُورٍ عَنْ إِبْرَاهِيمَ عَنِ الأَسْوَدِ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : كُنْتُ أَغْسِلُ رَأْسَ رَسُولِ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- وَأَنَا حَائِضٌ.

١١١٥ - أَخْبَرَنَا يَعْلَى بْنُ عُبَيْدٍ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ عَنْ تَمِيمِ بْنِ سَلَمَةَ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : لَقَدْ كُنْتُ أَغْسِلُ رَأْسَ رَسُولِ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- وَأَنَا حَائِضٌ وَهُوَ عَاكِفٌ.

١١١٦ - أَخْبَرَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِىُّ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ قَالَ سَمِعْتُ مُغِيرَةَ قَالَ : أَرْسَلَ أَبُو ظَبْيَانَ إِلَى إِبْرَاهِيمَ يَسْأَلُهُ عَنِ الْحَائِضِ : تُوَضِّئُ الْمَرِيضَ؟ قَالَ : نَعَمْ. وَتُسْنِدُهُ؟ قَالَ : لاَ . فَقُلْتُ لِلْمُغِيرَةِ : سَمِعْتَهُ مِنْ إِبْرَاهِيمَ؟ قَالَ : لاَ.

١١١٧ - أَخْبَرَنَا أَبُو الْوَلِيدِ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ قَالَ سُلَيْمَانُ أَخْبَرَنِى عَنْ ثَابِتِ بْنِ عُبَيْدٍ عَنِ الْقَاسِمِ عَنْ عَائِشَةَ أَنَّ النَّبِىَّ -صلّى اللّه عليه وسلّم- قَالَ لَهَا :( نَاوِلِينِى الْخُمْرَةَ ). قَالَتْ : إِنِّى حَائِضٌ. قَالَ :( إِنَّهَا لَيْسَتْ فِى يَدِكِ ).

١١١٨ - أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ عَنْ كَثِيرِ بْنِ شِنْظِيرٍ عَنِ الْحَسَنِ : أَنَّهُ سُئِلَ عَنِ امْرَأَةٍ حَائِضٍ شَرِبَتْ مِنْ مَاءٍ أَيُتَوَضَّأُ بِهِ؟ فَضَحِكَ وَقَالَ : نَعَمْ.

١١١٩ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْحَجَّاجِ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِىٍّ عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ الْحَارِثِ عَنْ حَرَامِ بْنِ مُعَاوِيَةَ عَنْ عَمِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعْدٍ قَالَ : سَأَلْتُ النَّبِىَّ -صلّى اللّه عليه وسلّم- عَنْ مَوَاكَلَةِ الْحَائِضِ قَالَ :( وَاكِلْهَا ).

١١٢٠ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُيَيْنَةَ عَنْ عَلِىِّ بْنِ مُسْهِرٍ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ : أَنَّهُ كَانَ يَأْمُرُ جَارِيَتَهُ أَنْ تُنَاوِلَهُ الْخُمْرَةَ مِنَ الْمَسْجِدِ فَتَقُولُ : إِنِّى حَائِضٌ. فَيَقُولُ : إِنَّ حِيضَتَكِ لَيْسَتْ فِى كَفِّكِ. فَتُنَاوِلُهُ.

١١٢١ - أَخْبَرَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُحَمَّدٍ حَدَّثَنَا الْهَيْثَمُ بْنُ حُمَيْدٍ حَدَّثَنَا الْعَلاَءُ بْنُ الْحَارِثِ عَنْ حَرَامِ بْنِ حَكِيمٍ عَنْ عَمِّهِ قَالَ : سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- عَنْ مُوَاكَلَةِ الْحَائِضِ ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- :( إِنَّ بَعْضَ أَهْلِى لَحَائِضٌ ، وَإِنَّا لَمُتَعَشُّونَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ جَمِيعاً ).

١١٢٢ - أَخْبَرَنَا سَهْلُ بْنُ حَمَّادٍ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَائِشَةَ : أَنَّهَا كَانَتْ لاَ تَرَى بَأْساً أَنْ تَمَسَّ الْحَائِضُ الْخُمْرَةَ.


SELMAN SEVEN

{facebook#https://facebook.com/} {twitter#https://twitter.com/}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget