Resulullah'ın hadislerini mi arıyorsunuz ?
Türkiye'nin En Geniş Kapsamlı Hadis Sitesi
HZ.MUHAMMED (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
"أَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ مُحَمَّدٍ"

Latest Post

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

 108. Bâb—Hayızlı Kadınla Temizlendiği Zaman Gusül Yapmasından Önce Cinsî Münâsebet Yapmak

1123. Bize Muhammed b. İsa rivâyet edip (dedi ki), bize Hüşeym rivâyet edip (dedi ki), bize Muğire, İbrahim'den; Yûnus, el-Hasan'dan, Abdulmelik ise Atâ'dan (naklen) rivâyet ettiler...

1124. Muhammed (b. İsa) dedi ki, bana Yahya b. Sa'îd el-Kattan da, Osman İbnu'l-Esved'den, (O) da Mücâhid'den (naklen) rivâyet etti (ki, İbrahim, el-Hasan, Atâ’ ve Mücâhid) hayızlı kadın hakkında (şöyle dediler): "O, (hayız) kanından temizlendiği zaman, kocası ona, gusül yapmadıkça yaklaşamaz -yaklaşmasın!- (Yani onunla cinsî münâsebet yapamaz -yapmasın!-)

1125. "Bize Ubeydullah b. Mûsa, Osman İbnu'l-Esved'den, (O da) Mücâhid'den (naklen) bunun, (yani bir önceki 1120. haberin) tamamen aynısını rivâyet etti."

1126. Bize Muhammed b. Yûsuf rivâyet edip dedi ki, Süfyân'a; "adam karısıyla, hayız kanı kesildiğinde gusül yapmasından önce cinsî münâsebet yapabilir mi?" diye sorulmuştu da O, "hayır, (yapamaz)" demişti. O zaman dendi ki; "(hayız kanı kesilen kadın) gusül yapmayı iki gün veya günlerce terkederse, ne (yapılmalıdır) dersin?" O da; "tevbe etmesi istenir" karşılığını vermişti.

1127. Bize Muhammed b. Yûsuf haber verip (dedi ki), bize Süfyân, kendisine rivâyet etmiş olan kimseden, (O da) Mücâhid'den (naklen) rivâyet etti (ki, Mücâhid), "temizlenene kadar onlara yanaşmayın" (mealindeki âyetin tefsirinde), "o kan kesilene kadar..." demiş; "iyi temizlendikleri zaman..." (mealindeki âyetin tefsirinde ise), "gusül yaptıkları zaman..." demiştir.

1128. Bize Ubeydullah b. Mûsa, Süfyân'dan, (O) İbn Ebî Necîh'ten, (O da) Mücâhid'den (naklen) rivâyet etti (ki, Mücâhid), "temizlenene kadar..." (mealindeki âyetin tefsirinde), "o kan kesildiği zaman..." demiş, "iyi temizlendikleri zaman..." (mealindeki âyetin tefsirinde ise), "gusül yaptıkları (zaman)..." demişti.

1129. Bize Ubeydullah haber verip (dedi ki), bize Osman İbnu'l-Esved rivâyet edip dedi ki; Mücâhid'e, "temizliği (yani hayız kanının kesildiğini) gören bir kadının kocasına, gusül yapmasından önce onunla cinsî münâsebet yapması helâl olur mu?" diye sormuştum. O da; "hayır, o (kadına) namaz kılmak helâl olmadıkça (cinsî münâsebet helâl olmaz)" cevabını vermişti.

1130. Bize el-Muallâ b. Esed haber verip (dedi ki), bize Abdulvâhid -ki O, İbn Ziyâd'dır- rivâyet edip (dedi ki), bize el-Haccâc b. Ertât rivâyet edip dedi ki, Atâ’ ve Meymûn b. Mihrân'a sormuştum, bana Hammâd da İbrahim'den (naklen) rivâyet etmişti ki, onlar (yani Atâ’, Meymûn ve İbrahim) şöyle demişlerdi: "(Hayız kanı kesilen kadınla kocası, kadın) gusül yapmadıkça cinsî münâsebet yapamaz!"

1131. Bize Yezîd b. Hârûn, Hişâm'dan, (O da) el-Hasan'dan (naklen), O'nun, temizliği (yani hayız kanının kesildiğini) gören karısıyla, gusül yapmasından önce cinsî münâsebet yapan adam hakkında şöyle dediğini haber verdi: O (kadın), gusül yapmadığı sürece hayızlı (demektir). (Bu durumda kocasına) keffâret gerekir. (Hayız gören bir kadın ric'î talâkla boşanıldığında, onun iddeti, üçüncü hayızdan "temizlenme"siyle biteceğinden dolayı, böyle bir iddet bekleyen bir kadının üçüncü hayızdan kanı kesilse de), gusül yapmadığı sürece (kocasının) ona dönme hakkı vardır. (Çünkü Hasan Basri'ye göre bu kadın, gusül yapmadıkça üçüncü hayzından "temizlenmiş" değildir).

1132. Bize el-Muallâ b. Esed haber verip (dedi ki), bize Abdulvâhid rivâyet edip (dedi ki), bize Yûnus, el-Hasan'dan, O'nun şöyle dediğini haber verdi: (Hayız kanı kesilen kadınla) kocası, (kadın gusül yapmadıkça) cinsî münâsebet yapamaz.

1133. Bize Abdullah b. Yezîd haber verip (dedi ki), bize Hayve b. Şureyh rivâyet edip dedi ki, Yezîd b. Ebi Habîb'işöyle derken işittim: Ebu’l-Hayr Mersed b. Abdillah el-Yezenî dedi ki, Ukbe b. Amir el-Cuhenî'yi şöyle derken işittim: Vallahi ben, karımla, (hayızdan) temizlendiği günden bir gün geçmedikçe cinsî münâsebet yapmam.

1134. Bize Ya'lâ b. Ubeyd haber verip (dedi ki), bize Abdulmelik, Atâ'dan (naklen), O'nun, temizliği (yani hayız kanının kesildiğini) gören kadınla kocası, o gusül yapmadan önce cinsî münâsebet yapabilir mi, (meselesi) hakkında, "hayır, (kadın) gusül yapmadıkça (kocası onunla cinsî münâsebet yapamaz)" dediğini rivâyet etti.

1135. Bize Ebu'n-Nu'mân haber verip (dedi ki), bize Ebû Avâne, Leys b. Ebî Süleym'den, (O da) Atâ'dan (naklen), Onun, muayyen kanı kesilen kadın (ile kocası, o gusül yapmadan önce cinsî münâsebet yapabilir mi, meselesi) hakkında şöyle dediğini rivâyet etti: Şayet ona (yani kocasına) şehvet azgınlığı gelirse, (kadın) kadınlık organını yıkar. Bundan sonra (kocası) onunla cinsî münâsebet yapabilir.

1136. Bize Ferve b. Ebi'l-Mağrâ' haber verip dedi ki, Şerîk'i işitmiştim; O'na bir adam sorup da; "muayyen kanı kesilen kadınla kocası, o gusül yapmadan önce cinsî münâsebet yapabilir mi?" demişti de, O şöyle karşılık vermişti: "Abdulmelik, Atâ'dan (naklen) dedi ki, o (yani Atâ') bu hususta şehveti azgınlaşan kimseye (= şebîk'e) izin vermişti. Ebû Muhammed (ed-Dârimi) dedi ki, onun (yani Şerîk'in) hata yapmış olmasından korkarım ve (Şerîk'in zikrettiği bu haberin), Leys'in rivâyeti -ki ben onu, Abdulmelik'in rivâyeti olarak bilmiyorum-, olmasından endişe ederim. Ebû Muhammed (ed-Dârimi) dedi ki; "Eş-Şebîk", nefsin heva ve hevesini (şehveti) arzulayan kimse, demektir.

١٠٨- باب مُجَامَعَةِ الْحَائِضِ إِذَا طَهُرَتْ قَبْلَ أَنْ تَغْتَسِلَ

١١٢٣ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ حَدَّثَنَا مُغِيرَةُ عَنْ إِبْرَاهِيمَ وَيُونُسَ عَنِ الْحَسَنِ وَعَبْدِ الْمَلِكِ عَنْ عَطَاءٍ

١١٢٤ - قَالَ مُحَمَّدٌ وَحَدَّثَنِى يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ عَنْ عُثْمَانَ بْنِ الأَسْوَدِ عَنْ مُجَاهِدٍ فِى الْحَائِضِ إِذَا طَهُرَتْ مِنَ الدَّمِ : لاَ يَقْرَبُهَا زَوْجُهَا حَتَّى تَغْتَسِلَ.

١١٢٥ - أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى عَنْ عُثْمَانَ بْنِ الأَسْوَدِ عَنْ مُجَاهِدٍ مِثْلَهُ سَوَاءً.

١١٢٦ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ قَالَ : سُئِلَ سُفْيَانُ أَيُجَامِعُ الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ إِذَا انْقَطَعَ عَنْهَا الدَّمُ قَبْلَ أَنْ تَغْتَسِلَ؟ فَقَالَ : لاَ. فَقِيلَ أَرَأَيْتَ إِنْ تَرَكَتِ الْغُسْلَ يَوْمَيْنِ أَوْ أَيَّاماً؟ قَالَ : تُسْتَتَابُ.

١١٢٧ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَمَّنْ حَدَّثَهُ عَنْ مُجَاهِدٍ { وَلاَ تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّى يَطْهُرْنَ } قَالَ : حَتَّى يَنْقَطِعَ الدَّمُ { فَإِذَا تَطَهَّرْنَ } قَالَ : إِذَا اغْتَسَلْنَ.

١١٢٨ - أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى عَنْ سُفْيَانَ عَنِ ابْنِ أَبِى نَجِيحٍ عَنْ مُجَاهِدٍ { حَتَّى يَطْهُرْنَ } قَالَ : إِذَا انْقَطَعَ الدَّمُ { فَإِذَا تَطَهَّرْنَ } قَالَ : اغْتَسَلْنَ.

١١٢٩ - أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ الأَسْوَدِ قَالَ : سَأَلْتُ مُجَاهِداً عَنِ امْرَأَةٍ رَأَتِ الطُّهْرَ أَيَحِلُّ لِزَوْجِهَا أَنْ يَأْتِيَهَا قَبْلَ أَنْ تَغْتَسِلَ؟ قَالَ : لاَ حَتَّى تَحِلَّ لَهَا الصَّلاَةُ .

١١٣٠ - أَخْبَرَنَا الْمُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ - هُوَ ابْنُ زِيَادٍ - حَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ بْنُ أَرْطَاةَ قَالَ : سَأَلْتُ عَطَاءً وَمَيْمُونَ بْنَ مِهْرَانَ. وَحَدَّثَنِى حَمَّادٌ عَنْ إِبْرَاهِيمَ قَالُوا : لاَ يَغْشَاهَا حَتَّى تَغْتَسِلَ.

١١٣١ - أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ عَنْ هِشَامٍ عَنِ الْحَسَنِ : فِى الرَّجُلِ يَطَأُ امْرَأَتَهُ وَقَدْ رَأَتِ الطُّهْرَ قَبْلَ أَنْ تَغْتَسِلَ ، قَالَ : هِىَ حَائِضٌ مَا لَمْ تَغْتَسِلْ وَعَلَيْهِ الْكَفَّارَةُ ، وَلَهُ أَنْ يُرَاجِعَهَا مَا لَمْ تَغْتَسِلْ.

١١٣٢ - أَخْبَرَنَا الْمُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ حَدَّثَنَا يُونُسُ عَنِ الْحَسَنِ قَالَ : لاَ يَغْشَاهَا زَوْجُهَا.

١١٣٣ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ حَدَّثَنَا حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ قَالَ سَمِعْتُ يَزِيدَ بْنَ أَبِى حَبِيبٍ يَقُولُ قَالَ أَبُو الْخَيْرِ : مَرْثَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْيَزَنِىُّ سَمِعْتُ عُقْبَةَ بْنَ عَامِرٍ الْجُهَنِىَّ يَقُولُ : وَاللَّهِ إِنِّى لاَ أُجَامِعُ امْرَأَتِى فِى الْيَوْمِ الَّذِى تَطْهُرُ فِيهِ حَتَّى يَمُرَّ يَوْمٌ.

١١٣٤ - أَخْبَرَنَا يَعْلَى بْنُ عُبَيْدٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ عَنْ عَطَاءٍ فِى الْمَرْأَةِ تَرَى الطُّهْرَ أَيَأْتِيهَا زَوْجُهَا قَبْلَ أَنْ تَغْتَسِلَ؟ قَالَ : لاَ حَتَّى تَغْتَسِلَ.

١١٣٥ - أَخْبَرَنَا أَبُو النُّعْمَانِ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ عَنْ لَيْثِ بْنِ أَبِى سُلَيْمٍ عَنْ عَطَاءٍ فِى الْمَرْأَةِ يَنْقَطِعُ عَنْهَا الدَّمُ قَالَ : إِنْ أَدْرَكَهُ الشَّبَقُ غَسَلَتْ فَرْجَهَا ثُمَّ أَتَاهَا.

١١٣٦ - أَخْبَرَنَا فَرْوَةُ بْنُ أَبِى الْمَغْرَاءِ قَالَ سَمِعْتُ شَرِيكاً وَسَأَلَهُ رَجُلٌ فَقَالَ : الْمَرْأَةُ يَنْقَطِعُ عَنْهَا الدَّمُ أَيَأْتِيهَا زَوْجُهَا قَبْلَ أَنْ تَغْتَسِلَ؟ فَقَالَ قَالَ عَبْدُ الْمَلِكِ عَنْ عَطَاءٍ : أَنَّهُ رَخَّصَ فِى ذَلِكَ لِلشَّبِقِ. قَالَ أَبُو مُحَمَّدٍ : أَخَافُ أَنْ يَكُونَ ذَا خَطَأً ، أَخَافُ أَنْ يَكُونَ مِنْ حَدِيثِ لَيْثٍ لاَ أَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ الْمَلِكِ. قَالَ أَبُو مُحَمَّدٍ : الشَّبِقُ الَّذِى يَشْتَهِى.


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

 107. Bab—Hayızlı Kadın Kocasını Tarayabilir

1104. Bize Hâlid b. Mahled haber verip (dedi ki), bize Mâlik, İbn Şihâb'dan, (O) Urve'den, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Ben, Resûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) başını, hayızlı olduğum halde tarardım.

1105. Bize Hâlid haber verip (dedi ki), bize Mâlik, Hişâm b. Urve'den, (O) babasından, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Ben, Resûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) başını, hayızlı iken tarardım.

1106. Bize Hâlid haber verip (dedi ki), bize Mâlik, Nâfi'den, O'nun şöyle dediğini rivâyet etti: İbn Ömer'in cariyeleri, onun ayaklarını hayızlı iken yıkarlar ve O'na seccadeyi verirlerdi.

1107. Bize Muhammed b. Yûsuf haber verip (dedi ki), bize Süfyân, el-Mikdâm b. Şureyh b. Hâni'den, (O) babasından, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Bana su kabı getirilir, ben de ağzımı kor, hayızlı iken su içerdim. Sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ağzını, benim (ağzımı) koyduğum yere koyup su içerdi. Yine bana etli kemik getirilir, ben de ısırırdım. Sonra O, ağzını, (ağzımı) koyduğu yere koyup ısırırdı. Ayrıca O bana emrederdi de ben, hayızlı iken peştemal kuşanırdım. O da benimle mübaşeret ederdi.

1108. Bize Muhammed b. Yûsuf haber verip (dedi ki), bize Süfyân, Muğire'den, (O da) İbrahim'den (naklen) rivâyet etti (ki, İbrahim) şöyle dedi: Denirdi ki, hayızlı kadının hayızı elinde yoktur. O, elini yıkayıp hamur yoğurabilir, (küpe) nebîz kurabilir.

1109. Bize Ebû Zeyd haber verip (dedi ki), bize Şu'be, Muğire'den, (O da) İbrahim'den (naklen) rivâyet etti (ki, Muğire) şöyle dedi: (İbrahim) derdi ki, şüphesiz hayızlı kadının hayızı elinde yoktur. O (yine) derdi ki, hayızlı kadın, diri olan (Allah'ın) sevdiği kimsedir.

1110. Bize Ca'fer b. Avn haber verip (dedi ki), bize Süfyân, Hammâd'dan, O'nun şöyle dediğini rivâyet etti: İbrahim’e, yahûdi, hıristiyan, mecûsî ve hayızlı kadın ile tokalaşmayı sormuştum da O, bundan dolayı abdest almayı gerekli görmemişti.

1111. Bize Ebu'l-Velîd et-Tayâlîsî haber verip (dedi ki), bize Zaide rivâyet edip (dedi ki), bize İsmail es-Suddî, Abdullah el-Behi'den rivâyet etti ki, (O şöyle demiş:) Bana Hazret-i Âişe rivâyet etti ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) (bir gün) mescidde bulunuyordu. Derken cariyeye; "bana seccadeyi uzatıver" buyurmuştu. (Hazret-i Âişe, sözünün burasında) dedi ki, O, onu yayıp üzerinde namaz kılmak istemişti. Bunun üzerine o, kendisinin hayızlı olduğunu söylemiş, (Hazret-i Peygamber) de hayızının elinde bulunmadığını buyurmuştu.

1112. Bize Abdullah b. Mesleme haber verip (dedi ki), bize Fudayl b. Iyâd, Süleyman'dan, (O) Temîm b. Seleme'den, (O) Urve'den, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana başını mescidden uzatır, ben de onu yıkardım. -Yani O, i'tikâfta iken.

1113. Bize el-Muallâ b. Esed haber verip (dedi ki), bize Ebû Avâne, Muğire'den, (O da) İbrahim'den (naklen) rivâyet etti (ki, İbrahim), hayızlı kadının hastaya abdest aldırmasında hiçbir mahzur görmezdi.

1114. Bize Yezîd b. Hârûn, Ca'fer İbnu'l-Hâris'ten, (O) Mansûr'dan, (O) İbrahim'den, (O) el-Eşved'den, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) haber verdi (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Ben, Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) başını, hayızlı iken yıkardım.

1115. Bize Ya'lâ b. Ubeyd haber verip (dedi ki), bize el-A'meş, Temîm b. Seleme'den, (O) Urve'den, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Hakikaten ben, Resûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) başını, ben hayızlı, O ise i'tikafta iken yıkardım.

1116. Bize Ebu'l-Velîd et-Tayâlîsî haber verip (dedi ki), bize Şu'be rivâyet edip dedi ki, Muğire'nin şöyle dediğini işittim: Ebû Zabyân, İbrahim'e, hayızlı kadın hastaya abdest aldırabilir mi, diye sorması için (birini) göndermiş, (İbrahim de), "evet, (aldırabilir)" cevabını vermişti. (Bu giden kişi O'na, hayızlı kadın) onu (yani hastayı, kendisine) dayandırabilir mi -yani namazda (dayandırabilir mi?)- (diye de sormuş, İbrahim de), "hayır" karşılığını vermişti. Bunun üzerine ben (yani Şu'be), Muğire'ye dedim ki: "Sen bunu İbrahim'den duydun mu?"- "Hayır" dedi.

1117. Bize Ebu'l-Velîd haber verip (dedi ki), bize Şu'be rivâyet edip dedi ki; Süleyman bana, Sabit b. Ubeyd'den, (O) el-Kâsım'dan, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) haber verdi ki, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) O'na; "bana seccadeyi uzatıver" buyurmuş, O da, "doğrusu ben hayızlıyım" demiş. (Bunun üzerine Hazret-i Peygamber de); "her halde o (hayız) senin elinde yoktur!" buyurmuştu.

1118. Bize Süleyman b. Harb rivâyet edip (dedi ki), bize Hammâd b. Zeyd, Kesîr b. Şmzîr'den, (O da) el-Hasan'dan (naklen) rivâyet etti ki, O'na (yani el-Hasan'a), "bir sudan içen hayızlı bir kadının (arta kalan suyu) ile abdest alınır mı?" diye sorulmuştu da O, gülmüş ve "evet (alınır)" demişti.

1119. Bize Ahmed İbnu'l-Haccâc haber verip (dedi ki), bize Abdurrahman b. Mehdî, Muâviye b. Salih'ten, (O) el-Alâ' İbnu'l-Hâris'ten, (O) Haram b. Muâviye'den, (O da) amcası Abdullah b. Sa'd'dan (naklen) rivâyet etti (ki, Abdullah) şöyle dedi: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem), hayızlı kadınla birlikte yemek yemeyi sormuştum da; "onunla birlikte ye!" buyurmuştu.

1120. Bize Muhammed b. Uyeyne, Ali b. Mushir'den, (O) Ubeydullah'tan, (O) Nâfi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) haber verdi ki, O (yani İbn Ömer), mescidden, cariyesine, hasır seccadeyi kendisine uzatıvermesini emreder, O da; "doğrusu ben hayızlıyım" der. Bunun üzerine (İbn Ömer); "herhalde hayızın, avucunda değildir" der, o zaman (câriye, seccadeyi) O'na uzatıverirdi.

1121. Bize Mervân b. Muhammed haber verip (dedi ki), bize el-Heysem b. Humeyd rivâyet edip (dedi ki), bize el-Alâ’ İbnu'l-Hâris, Haram b. Hakîm'den, (O da) amcasından (naklen) rivâyet etti (ki, Harâm’ın amcası) şöyle dedi: Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem), hayızlı kadınla birlikte yemek yemeyi sormuştum da O, şöyle buyurmuştu: "Ailemden birisi hakikaten hayızlıdır. Ve biz, Allah dilerse, hep beraber akşam yemeği yiyeceğiz."

1122. Bize Sehl b. Hammâd haber verip (dedi ki), bize Şu'be, Abdurrahman İbnu'l-Kâsım'dan, (O) babasından, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti ki, O (yani Hazret-i Âişe), hayızlı kadının seccadeye dokunmasında hiçbir mahzur görmezdi.

١٠٧- باب الْحَائِضِ تَمْشُطُ زَوْجَهَا

١١٠٤ - أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ حَدَّثَنَا مَالِكٌ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : كُنْتُ أُرَجِّلُ رَأْسَ رَسُولِ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- وَأَنَا حَائِضٌ.

١١٠٥ - أَخْبَرَنَا خَالِدٌ حَدَّثَنَا مَالِكٌ عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : كُنْتُ أُرَجِّلُ رَأْسَ رَسُولِ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- وَأَنَا حَائِضٌ.

١١٠٦ - أَخْبَرَنَا خَالِدٌ حَدَّثَنَا مَالِكٌ عَنْ نَافِعٍ قَالَ : كُنَّ جَوَارِى ابْنِ عُمَرَ يَغْسِلْنَ رِجْلَيْهِ وَهُنَّ حُيَّضٌ وَيُعْطِينَهُ الْخُمْرَةَ.

١١٠٧ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ شُرَيْحِ بْنِ هَانِئٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : كُنْتُ أُوتَى بِالإِنَاءِ فَأَضَعُ فَمِى فَأَشْرَبُ وَأَنَا حَائِضٌ ، فَيَضَعُ رَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- فَمَهُ عَلَى الْمَكَانِ الَّذِى وَضَعْتُ فَيَشْرَبُ ، وَأُوتَى بِالْعَرْقِ فَأَنْتَهِسُ فَيَضَعُ فَاهُ عَلَى الْمَكَانِ الَّذِى وَضَعْتُ فَيَنْتَهِسُ ، ثُمَّ يَأْمُرُنِى فَأَتَّزِرُ وَأَنَا حَائِضٌ وَكَانَ يُبَاشِرُنِى.

١١٠٨ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَنْ مُغِيرَةَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ قَالَ كَانَ يُقَالُ : الْحَائِضُ لَيْسَتِ الْحِيضَةُ فِى يَدِهَا ، تَغْسِلُ يَدَهَا وَتَعْجِنُ وَتَنْبِذُ.

١١٠٩ - أَخْبَرَنَا أَبُو زَيْدٍ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ عَنْ مُغِيرَةَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ قَالَ كَانَ يَقُولُ : إِنَّ الْحَائِضَ حِيضَتُهَا لَيْسَتْ فِى يَدِهَا وَكَانَ يَقُولُ : الْحَائِضُ حِبُّ الْحَىِّ.

١١١٠ - أَخْبَرَنَا جَعْفَرُ بْنُ عَوْنٍ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَنْ حَمَّادٍ قَالَ : سَأَلْتُ إِبْرَاهِيمَ عَنْ مُصَافَحَةِ الْيَهُودِىِّ وَالنَّصْرَانِىِّ وَالْمَجُوسِىِّ وَالْحَائِضِ ، فَلَمْ يَرَ فِيهِ وُضُوءاً.

١١١١ - أَخْبَرَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِىُّ حَدَّثَنَا زَائِدَةُ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ السُّدِّىُّ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ الْبَهِىِّ قَالَ حَدَّثَتْنِى عَائِشَةُ : أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- كَانَ فِى الْمَسْجِدِ فَقَالَ لِلْجَارِيَةِ :( نَاوِلِينِى الْخُمْرَةَ ). قَالَتْ : أَرَادَ أَنْ يَبْسُطَهَا وَيُصَلِّىَ عَلَيْهَا ، فَقَالَتْ : إِنَّهَا حَائِضٌ. فَقَالَ :( إِنَّ حِيضَتَهَا لَيْسَ فِى يَدِهَا ).

١١١٢ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلَمَةَ حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ عَنْ سُلَيْمَانَ عَنْ تَمِيمِ بْنِ مَسْلَمَةَ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : كَانَ رَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- يُخْرِجُ إِلَىَّ رَأْسَهُ مِنَ الْمَسْجِدِ فَأَغْسِلُهُ تَعْنِى وَهُوَ مُعْتَكِفٌ.

١١١٣ - أَخْبَرَنَا الْمُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ عَنْ مُغِيرَةَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ : كَانَ لاَ يَرَى بَأْساً أَنْ تُوَضِّئَ الْحَائِضُ الْمَرِيضَ.

١١١٤ - أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ عَنْ جَعْفَرِ بْنِ الْحَارِثِ عَنْ مَنْصُورٍ عَنْ إِبْرَاهِيمَ عَنِ الأَسْوَدِ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : كُنْتُ أَغْسِلُ رَأْسَ رَسُولِ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- وَأَنَا حَائِضٌ.

١١١٥ - أَخْبَرَنَا يَعْلَى بْنُ عُبَيْدٍ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ عَنْ تَمِيمِ بْنِ سَلَمَةَ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : لَقَدْ كُنْتُ أَغْسِلُ رَأْسَ رَسُولِ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- وَأَنَا حَائِضٌ وَهُوَ عَاكِفٌ.

١١١٦ - أَخْبَرَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِىُّ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ قَالَ سَمِعْتُ مُغِيرَةَ قَالَ : أَرْسَلَ أَبُو ظَبْيَانَ إِلَى إِبْرَاهِيمَ يَسْأَلُهُ عَنِ الْحَائِضِ : تُوَضِّئُ الْمَرِيضَ؟ قَالَ : نَعَمْ. وَتُسْنِدُهُ؟ قَالَ : لاَ . فَقُلْتُ لِلْمُغِيرَةِ : سَمِعْتَهُ مِنْ إِبْرَاهِيمَ؟ قَالَ : لاَ.

١١١٧ - أَخْبَرَنَا أَبُو الْوَلِيدِ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ قَالَ سُلَيْمَانُ أَخْبَرَنِى عَنْ ثَابِتِ بْنِ عُبَيْدٍ عَنِ الْقَاسِمِ عَنْ عَائِشَةَ أَنَّ النَّبِىَّ -صلّى اللّه عليه وسلّم- قَالَ لَهَا :( نَاوِلِينِى الْخُمْرَةَ ). قَالَتْ : إِنِّى حَائِضٌ. قَالَ :( إِنَّهَا لَيْسَتْ فِى يَدِكِ ).

١١١٨ - أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ عَنْ كَثِيرِ بْنِ شِنْظِيرٍ عَنِ الْحَسَنِ : أَنَّهُ سُئِلَ عَنِ امْرَأَةٍ حَائِضٍ شَرِبَتْ مِنْ مَاءٍ أَيُتَوَضَّأُ بِهِ؟ فَضَحِكَ وَقَالَ : نَعَمْ.

١١١٩ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْحَجَّاجِ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِىٍّ عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ الْحَارِثِ عَنْ حَرَامِ بْنِ مُعَاوِيَةَ عَنْ عَمِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعْدٍ قَالَ : سَأَلْتُ النَّبِىَّ -صلّى اللّه عليه وسلّم- عَنْ مَوَاكَلَةِ الْحَائِضِ قَالَ :( وَاكِلْهَا ).

١١٢٠ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُيَيْنَةَ عَنْ عَلِىِّ بْنِ مُسْهِرٍ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ : أَنَّهُ كَانَ يَأْمُرُ جَارِيَتَهُ أَنْ تُنَاوِلَهُ الْخُمْرَةَ مِنَ الْمَسْجِدِ فَتَقُولُ : إِنِّى حَائِضٌ. فَيَقُولُ : إِنَّ حِيضَتَكِ لَيْسَتْ فِى كَفِّكِ. فَتُنَاوِلُهُ.

١١٢١ - أَخْبَرَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُحَمَّدٍ حَدَّثَنَا الْهَيْثَمُ بْنُ حُمَيْدٍ حَدَّثَنَا الْعَلاَءُ بْنُ الْحَارِثِ عَنْ حَرَامِ بْنِ حَكِيمٍ عَنْ عَمِّهِ قَالَ : سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- عَنْ مُوَاكَلَةِ الْحَائِضِ ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- :( إِنَّ بَعْضَ أَهْلِى لَحَائِضٌ ، وَإِنَّا لَمُتَعَشُّونَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ جَمِيعاً ).

١١٢٢ - أَخْبَرَنَا سَهْلُ بْنُ حَمَّادٍ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَائِشَةَ : أَنَّهَا كَانَتْ لاَ تَرَى بَأْساً أَنْ تَمَسَّ الْحَائِضُ الْخُمْرَةَ.


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

 106. Bab—Hayızlı Kadından Faydalanmak

1078. Bize Hâlid b. Mahled haber verip (dedi ki), bize Mâlik b. Enes, Zeyd b. Eslem'den, O'nun şöyle dediğini rivâyet etti; Bir adam, Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sorup demiş ki; "hayızlı iken karımdan bana ne helâl olur?" (Bunun üzerine Hazret-i Peygamber) şöyle buyurmuş: "(Belinin) üzerine peştemalini bağlasın. Ondan sonra sen, üst tarafında istediği yap."

1079. Bize Hâlid haber verip (dedi ki), bize Mâlik, Nâfi'den, O'nun şöyle dediğini rivâyet etti: Abdullah b. Ömer, Hazret-i Âişe'ye; "adam, hayızlı iken karısından faydalanabilir mi?" diye sorması için birini göndermişti de, O şöyle cevap vermişti: "Alt tarafına peştemalini bağlasın. Bundan sonra o, ondan faydalanabilir."

1080. Bize Muhammed b. İsa rivâyet edip (dedi ki), bize İbn Ebî Zâ'ide, el-Atâ’ İbnu'l-Müseyyeb'den, (O) Hammâd'dan, (O da) İbrahim'den (naklen) rivâyet etti (ki, İbrahim) şöyle dedi: Kocası, hayızlı kadının (vücûdunun) yumuşak yerlerine ve uylukları arasına gelebilir, (onun bu yerlerinden faydalanabilir). Sonra (koca) muvaffak kılınır, (yani meni gelirse) (kadın) üzerine bulaşan şeyleri yıkar, (koca ise) gusül yapar.

1081. Bize Muhammed b. İsa haber verip (dedi ki), bize Ubeydullah b. Adiyy rivâyet edip dedi ki, ben Abdulkerim'e, hayızlı kadını sormuştum, O da şöyle cevap vermişti: İbrahim dedi ki, Ümmü İmrân kesinlikle bilmiştir ki, ben onun sağrısına (buduna) dürterim. -"O hayızlı iken (dürterim)" demek istiyor.

1082. Bize Muhammed b. Yûsuf haber verip (dedi ki), bize Mâlik b. Miğvel rivâyet edip dedi ki, bir adam Atâ'ya hayızlı kadından (faydalanmayı) sormuş, o da kan(ın çıkış yerinin) dışında(ki yerlerden faydalanmada) bir beis görmemişti.

1083. Bize Muhammed b. Yûsuf haber verip (dedi ki), bize Süfyân, Mansûr'dan, (O) İbrahim'den, (O) el-Esved'den, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Hayız olduğum zaman Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bana emrederdi de peştemal bağlardım, O da benden faydalanırdı.

1084. Bize Muhammed b. Yûsuf haber verip (dedi ki), bize el-Evzâ'î rivâyet edip (dedi ki), bana Meyimin b. Mihrân rivâyet edip dedi ki, Hazret-i Âişe'ye; "adama, hayızlı iken karısından ne helâl olur?" diye sorulmuştu, O da; "peştemalin (yani göbekle diz-kapağı arasının) üstündeki (yerlerden faydalanması helâldir)" cevabını vermişti.

1085. Bize Yezîd b. Hârûn haber verip (dedi ki), bize Uyeyne b. Abdirrahman b. Cevşen, Mervân el-Asfar'dan, (O da) Mesrûk'tan (naklen) rivâyet etti (ki, Mesrûk) şöyle dedi: Hazret-i Âişe'ye; "adama, hayız olduğu zaman karısından ne helâl olur?" demiştim, O da; "cinsî münâsebetten başka her şey (helâl olur)" karşılığını vermişti. (Mesrûk) dedi ki, "peki, ona, ihramlı oldukları zaman ondan (yani karısından) ne haram olur?" demiştim, O da; "sözünden başka her şey (haram olur)" cevabını vermişti.

1086. Bize Muhammed b. Yûsuf haber verip (dedi ki), bize Süfyân, Hâlid b. Eyyûb'dan, (O) bir adamdan, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) bir insana; "(hayızlı hanımından faydalanacağın zaman) o karın örtüsünden (yani karın çıktığı kadınlık organından) sakın" demişti.

1087. Bize Muhammed b. Yûsuf haber verip (dedi ki), bize Süfyân, İsma'îl'den, (O da) eş-Şa'bî'den (naklen) rivâyet etti (ki, eş-Şa'bî) şöyle dedi: O halde (yani hayızlı kadınından istifade etmek istediğinde), o pislikten -yani o karıdan- geri dur!".

1088. Bize Zekeriyyâ b. Adiyy haber verip (dedi ki), bize Şerîk, Leys'ten, (O da) Mücâhid'den (naklen) rivâyet etti (ki, Mücâhid) şöyle dedi: Hayızlı kadının uylukları arasına veya göbeğine gelinebilir, (yani onun bu yerlerinden istifade edilebilir).

1089. Bize Ebû Nuaym haber verip (dedi ki), bize el-Hasan b. Salih, Leys'ten, (O da) Mücâhid'den (naklen) rivâyet etti (ki, Mücâhid) şöyle dedi: (Hayızlı kadınından faydalanmak istediğinde), hayız kanının çıkış yeri ile dışkı çıkış yeri (dübür) hariç, (bacakların arasına) gidip gelirsin.

1090. Bize Ya'la b. Ubeyd ve Yezîd b. Hârûn, Muhammed b. Amr'dan, (O) Ebû Seleme'den, (O da) Hazret-i Ümmü Seleme'den (naklen) haber verdiler (ki, Hazret-i Ümmü Seleme) şöyle dedi: Resûlüllah'la (sallallahü aleyhi ve sellem) beraber bir örtü (yorgan) içinde idim. Derken kadınların gördüğü şeyi gördüm ve hemen kalktım. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)"neyin var, hayız mı oldun?" buyurdu. Ben; "kadınların gördüğü şeyi gördüm" dedim. Şöyle buyurdu: "Bu, Allah'ın, Âdem kızlarına takdir ettiği şeydir! (Üzülme, mahcub olma!)" (Hazret-i Ümmü Seleme) dedi ki; o zaman ben, kalkıp durumumu, (üstümü başımı) düzelttim. Sonra (tekrar yatağa) döndüm. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)"yorganın içine gir" buyurdu, ben de girdim.

1091. Bize Vehb b. Cerîr, Hişâm ed-Destuvâ'î'den, (O) Yahya'dan, (O) Ebû Seleme'den, (O) Zeyneb bint Ümmi Seleme'den, (O da) Hazret-i Ümmü Seleme'den (naklen) haber verdi (ki, Hazret-i Ümmü Seleme) şöyle dedi: Bir ara ben, çarşafın altında yatmış olarak Resûlüllah'la (sallallahü aleyhi ve sellem) beraberdim. Bir de baktım ki hayız olmuşum. Hemen (yataktan) sıyrılıp hayız elbiselerimi aldım. Bunun üzerine (Hazret-i Peygamber); "hayız mı oldun?" buyurdu. "Evet" dedim. (Hazret-i Ümmü Seleme) dedi ki, (Hazret-i Peygamber) o zaman beni çağırdı, ben de çarşafın altında" O'nunla beraber yattım. (Hazret-i Ümmü Seleme) dedi ki, kendisi ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) cünüblükten dolayı bir kabdan gusül yaparlardı ve (Hazret-i Peygamber) kendisim, oruçlu iken öperdi.

1092. Bize Amr b. Avn haber verip (dedi ki), bize Hâlid, eş-Şeybânî'den, (O) Abdullah b. Şeddâd'dan, (O da) Hazret-i Meymûne'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Meymûne) şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), kadınlarından olan o kadına, o hayızlı iken, peştemalin üstünden mübaşeret ederdi.

1093. Bize Bişr b. Amr ez-Zehrânî haber verip (dedi ki), bize Ebu'l-Ahvas rivâyet edip (dedi ki), bize Ebû İshâk, Ebû Meysere Amr b. Şurahbîl'den, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) birimize, hayız olduğunda peştemalini üzerine bağlamasını emreder, sonra onunla mübaşeret ederdik.

1094. Bize Abdussamed haber verip (dedi ki), bize Şu'be, Ebû İshâk'tan, (O da) Ebû Meysere'den (naklen) rivâyet etti (ki, Ebû Meysere) şöyle dedi: Mü'minlerin annesi (Hazret-i Âişe) demişti ki: "Ben, hayızlı iken peştemalimi kuşanır, sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber yorganının altına girerdim."

1095. Bize Amr b. Avn, Hâlid b. Abdillah'tan, (O da) Yezîd b. Ebî Ziyâd'dan (naklen) haber verdi (ki, Yezîd) şöyle dedi: İbn Cübeyr'e; "adama karısından, hayız olduğu zaman ne (helâl olur?)" diye sorulmuştu, O da; "peştemalin üstündekiler (helâl olur)" cevabını vermişti.

1096. Bize Yezîd b. Hârûn haber verip (dedi ki), bize İbn Avn, Muhammed b. Sirin'den, (O da) Abîde'den (naklen) haber verdi (ki, Abîde) hayızlı kadın hakkında şöyle dedi: (Hayızlı kadınla yatıldığında) döşek tek, yorganlar değişik olur. Eğer (birden fazla yorgan) bulamazlarsa (koca), yorganından (karısının) üzerine verir.

1097. Bize Yezîd b. Hârûn haber verip (dedi ki), İbn Avn, Muhammed b. Sirin'den, (O da) Şureyh'ten (naklen) rivâyet etti (ki, Şureyh) şöyle dedi: Ona (yani kocaya) (hayızlı karısından), göbeklerin -veya göbeğin- üstündekiler (helâl olur).

1098. Bize Süleyman b. Harb haber verip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, Ebû İmrân el-Cevnî'den, (O) Yezîd b. Bâbenûs'tan, (O da) Hazret-i Âişe'den (naklen) rivâyet etti (ki, Hazret-i Âişe) şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ben hayızlı iken, benimle kendisi arasında bir bez bulunduğu bir halde beni kucaklar ve başımdan (öpücük) alırdı.

1099. Bize Süleyman b. Harb haber verip (dedi ki), bize Hammâd b. Seleme, Sâbit'ten, (O da) Enes'ten (naklen) rivâyet etti ki, yahûdiler kadın hayız olduğu zaman onunla ne yer, ne içerlerdi. Onu odadan da çıkarırlardı. O, odalarda onlarla beraber bulunamazdı. Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) bu (durum) sorulmuş, bunun üzerine yüce Allah; "sana kadınların ay halini de sorarlar. De ki, o bir ezadır (pisliktir) " mealindeki âyeti indirmişti de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara, (kadınlarla) birlikte yiyip içmelerini, (kadınların) onlarla beraber odalarda kalmalarını ve cinsî münâsebet hariç, her şeyi yapmalarını emretmişti. O zaman yahûdiler; "bu (zat), işlerimizden, bize muhalefet etmedik hiçbir şey bırakmak istemiyor!" demişlerdi. Abbâd b. Bişr ve Üseyd b. Hudayr da Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip O'na bunu haber vermişler ve "ya Resûlüllah! Kadınların ay halinde onlarla cinsî münâsebet yapsak mı?" demişlerdi. Bu söz üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) yüzünün rengi fazlaca değişmişti. Öyle ki biz O'nun, onlara kızdığını zannetmiştik. Onlar da kalkıp çıkmışlardı. Bu esnada onlara, (Hazret-i Peygamber'e gönderilen) bir süt hediyesi rastgelmişti. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de, peşlerinden (adam) gönderip onları geri çevirtmiş ve onlara (süt) ikram etmişti. Biz de O'nun, onlara kızmamış olduğunu anlamış idik.

1100. Bize Ebû Nuaym haber verip (dedi ki), bize Ebû Hilâl rivâyet edip (dedi ki), bana Şeybe b. Hilâl er-Râsibî rivâyet edip dedi ki, ben Salim b. Abdillah'a, hayızlı iken karısıyla bir yorganın altında yatan adamı sormuştum, O da şöyle demişti: Ne olursa olsun, bizler yani Ömer ailesi, hayız oldukları zaman (kadınlardan yataklarda) ayrılırız.

1101. Bize Ahmed b. Hâlid, Muhammed b. İshâk'tan, (O) Nâfi'den, (O da) İbn Ömer'den (naklen) haber verdi (ki, İbn Ömer) şöyle dedi: Cünüb veya hayızlı olmadıkça kadının abdest suyunun artığını (kullanmakta) hiçbir mahzur yoktur.

1102. Bize Muhammed b. Yûsuf haber verip (dedi ki), bize Süfyân, Ğaylân'dan, (O da) el-Hakem'den (naklen) rivâyet etti (ki, el-Hakem) şöyle dedi: (Hayızlı hanımınla mübaşeret ettiğinde) onu (yani erkeklik orgamm) şöyle bir korsun (koyabilirsin) -kadınlık organının üzerine (koyabilirsin), demek isityor.

1103. Bize Abdullah b. Salih haber verip (dedi ki), bana el-Leys rivâyet edip (dedi ki), bana İbn Şihâb, Urve'nin âzâdlısı Habîb'den, (O) Meymûne'nin âzâdlısı Nudbe'den, (O da) Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) hanımı Hazret-i Meymûne'den (naklen) rivâyet etti ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), kadınlarından o kadınla, (bu kadının) üzerinde, uyluklarının yarılarına veya dizlerine kadar uzanan bir peştemal, bunu beline bağlamış olarak bulunduğunda, hayızlı iken mübaşeret ederdi.

١٠٦- باب مُبَاشَرَةِ الْحَائِضِ

١٠٧٨ - أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ قَالَ : سَأَلَ رَجُلٌ رَسُولَ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- فَقَالَ : مَا يَحِلُّ لِى مِنِ امْرَأَتِى وَهِىَ حَائِضٌ؟ قَالَ :( لِتَشُدَّ عَلَيْهَا إِزَارَهَا ثُمَّ شَأْنَكَ بِأَعْلاَهَا ).

١٠٧٩ - أَخْبَرَنَا خَالِدٌ حَدَّثَنَا مَالِكٌ عَنْ نَافِعٍ قَالَ : أَرْسَلَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ إِلَى عَائِشَةَ يَسْأَلُهَا : هَلْ يُبَاشِرُ الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ وَهِىَ حَائِضٌ؟ فَقَالَتْ : لِتَشُدَّ إِزَارَهَا عَلَى أَسْفَلِهَا ثُمَّ يُبَاشِرُهَا.

١٠٨٠ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِى زَائِدَةَ عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ الْمُسَيَّبِ عَنْ حَمَّادٍ عَنْ إِبْرَاهِيمَ قَالَ : الْحَائِضُ يَأْتِيهَا زَوْجُهَا فِى مَرَاقِّهَا وَبَيْنَ فَخِذَيْهَا ، فَإِذَا دَفَقَ غَسَلَتْ مَا أَصَابَهَا وَاغْتَسَلَ هُوَ.

١٠٨١ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَدِىٍّ قَالَ سَأَلْتُ عَبْدَ الْكَرِيمِ عَنِ الْحَائِضِ فَقَالَ قَالَ إِبْرَاهِيمُ : لَقَدْ عَلِمَتْ أُمُّ عِمْرَانَ أَنِّى أَطْعُنُ فِى أَلْيَتِهَا. يَعْنِى وَهِىَ حَائِضٌ.

١٠٨٢ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ قَالَ : سَأَلَ رَجُلٌ عَطَاءً عَنِ الْحَائِضِ فَلَمْ يَرَ بِمَا دُونَ الدَّمِ بَأْساً.

١٠٨٣ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَنْ مَنْصُورٍ عَنْ إِبْرَاهِيمَ عَنِ الأَسْوَدِ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : كُنْتُ إِذَا حِضْتُ أَمَرَنِى النَّبِىُّ -صلّى اللّه عليه وسلّم- فَأَتَّزِرُ ، وَكَانَ يُبَاشِرُنِى.

١٠٨٤ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِىُّ حَدَّثَنِى مَيْمُونُ بْنُ مِهْرَانَ قَالَ : سُئِلَتْ عَائِشَةُ : مَا يَحِلُّ لِلرَّجُلِ مِنِ امْرَأَتِهِ وَهِىَ حَائِضٌ؟ قَالَتْ : مَا فَوْقَ الإِزَارِ.

١٠٨٥ - أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ حَدَّثَنَا عُيَيْنَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جَوْشَنٍ عَنْ مَرْوَانَ الأَصْفَرِ عَنْ مَسْرُوقٍ قَالَ قُلْتُ لِعَائِشَةَ : مَا يَحِلُّ لِلرَّجُلِ مِنِ امْرَأَتِهِ إِذَا كَانَتْ حَائِضاً؟ قَالَتْ : كُلُّ شَىْءٍ غَيْرُ الْجِمَاعِ. قَالَ قُلْتُ : فَمَا يَحْرُمُ عَلَيْهِ مِنْهَا إِذَا كَانَا مُحْرِمَيْنِ؟ قَالَتْ : كُلُّ شَىْءٍ غَيْرُ كَلاَمِهَا.

١٠٨٦ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَنِ الْجَلْدِ بْنِ أَيُّوبَ عَنْ رَجُلٍ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ لإِنْسَانٍ : اجْتَنِبْ شِعَارَ الدَّمِ.

١٠٨٧ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَنْ إِسْمَاعِيلَ عَنِ الشَّعْبِىِّ قَالَ : إِذَا كَفَّ الأَذَى يَعْنِى الدَّمَ.

١٠٨٨ - أَخْبَرَنَا زَكَرِيَّا بْنُ عَدِىٍّ حَدَّثَنَا شَرِيكٌ عَنْ لَيْثٍ عَنْ مُجَاهِدٍ قَالَ : لاَ بَأْسَ أَنْ يَأْتِىَ الْحَائِضَ بَيْنَ فَخِذَيْهَا وَفِى سُرَّتِهَا.

١٠٨٩ - أَخْبَرَنَا أَبُو نُعَيْمٍ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ صَالِحٍ عَنْ لَيْثٍ عَنْ مُجَاهِدٍ قَالَ : يُقْبِلُ بِهِ وَيُدْبِرُ إِلاَّ الدُّبُرَ وَالْمَحِيضَ.

١٠٩٠ - أَخْبَرَنَا يَعْلَى بْنُ عُبَيْدٍ وَيَزِيدُ بْنُ هَارُونَ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو عَنْ أَبِى سَلَمَةَ عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ قَالَتْ : كُنْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- فِى لِحَافٍ فَوَجَدْتُ مَا تَجِدُ النِّسَاءُ فَقُمْتُ ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- :( مَا لَكِ؟ أَنَفِسْتِ؟ ). قُلْتُ : وَجَدْتُ مَا تَجِدُ النِّسَاءُ. قَالَ :( ذَاكَ مَا كَتَبَ اللَّهُ عَلَى بَنَاتِ آدَمَ ). قَالَتْ : فَقُمْتُ فَأَصْلَحْتُ مِنْ شَأْنِى ثُمَّ رَجَعْتُ ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- ( ادْخُلِى فِى اللِّحَافِ ). فَدَخَلْتُ.

١٠٩١ - أَخْبَرَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ عَنْ هِشَامٍ الدَّسْتَوَائِىِّ عَنْ يَحْيَى عَنْ أَبِى سَلَمَةَ عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ قَالَتْ : بَيْنَا أَنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- مُضْطَجِعَةٌ فِى الْخَمِيلَةِ إِذْ حِضْتُ فَانْسَلَلْتُ فَأَخَذْتُ ثِيَابَ حِيضَتِى ، فَقَالَ :( أَنَفِسْتِ؟ ). قُلْتُ : نَعَمْ. قَالَتْ : فَدَعَانِى فَاضْطَجَعْتُ مَعَهُ فِى الْخَمِيلَةِ. قَالَتْ : وَكَانَتْ هِىَ وَرَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- يَغْتَسِلاَنِ مِنَ الإِنَاءِ الْوَاحِدِ مِنَ الْجَنَابَةِ ، وَكَانَ يُقَبِّلُهَا وَهُوَ صَائِمٌ.

١٠٩٢ - أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ حَدَّثَنَا خَالِدٌ عَنِ الشَّيْبَانِىِّ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَدَّادٍ عَنْ مَيْمُونَةَ قَالَتْ : كَانَ رَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- يُبَاشِرُ الْمَرْأَةَ مِنْ نِسَائِهِ فَوْقَ الإِزَارِ وَهِىَ حَائِضٌ.

١٠٩٣ - أَخْبَرَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ الزَّهْرَانِىُّ حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ عَنْ أَبِى مَيْسَرَةَ : عَمْرِو بْنِ شُرَحْبِيلَ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : كَانَ رَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- يَأْمُرُ إِحْدَانَا إِذَا كَانَتْ حَائِضاً أَنْ تَشُدَّ عَلَيْهَا إِزَارَهَا ثُمَّ يُبَاشِرُهَا.

١٠٩٤ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ عَنْ إِسْحَاقَ عَنْ أَبِى مَيْسَرَةَ قَالَ قَالَتْ أُمُّ الْمُؤْمِنِينَ : كُنْتُ أَتَّزِرُ وَأَنَا حَائِضٌ ثُمَّ أَدْخُلُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- فِى لِحَافِهِ.

١٠٩٥ - أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ عَنْ خَالِدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِى زِيَادٍ قَالَ : سُئِلَ ابْنُ جُبَيْرٍ مَا لِلرَّجُلِ مِنِ امْرَأَتِهِ إِذَا كَانَتْ حَائِضاً؟ قَالَ : مَا فَوْقَ الإِزَارِ.

١٠٩٦ - أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ أَخْبَرَنَا ابْنُ عَوْنٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ عَنْ عَبِيدَةَ فِى الْحَائِضِ قَالَ : الْفِرَاشُ وَاحِدٌ وَاللُّحُفُ شَتَّى ، فَإِنْ كَانُوا لاَ يَجِدُونَ رَدَّ عَلَيْهَا مِنْ لِحَافِهِ.

١٠٩٧ - أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ عَنْ شُرَيْحٍ قَالَ لَهُ : مَا فَوْقَ السَّرَرِ أَوِ السُّرَّةِ.

١٠٩٨ - حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ عَنْ أَبِى عِمْرَانَ الْجَوْنِىِّ عَنْ يَزِيدَ بْنِ بَابَنُوسَ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ : كَانَ رَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- يَتَوَشَّحُنِى وَأَنَا حَائِضٌ وَيُصِيبُ مِنْ رَأْسِى وَبَيْنِى وَبَيْنَهُ ثَوْبٌ.

١٠٩٩ - أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ عَنْ ثَابِتٍ عَنْ أَنَسٍ : أَنَّ الْيَهُودَ كَانُوا إِذَا حَاضَتِ الْمَرْأَةُ فِيهِمْ لَمْ يُؤَاكِلُوهَا وَلَمْ يُشَارِبُوهَا ، وَأَخْرَجُوهَا مِنَ الْبَيْتِ وَلَمْ تَكُنْ مَعَهُمْ فِى الْبُيُوتِ ، فَسُئِلَ النَّبِىُّ -صلّى اللّه عليه وسلّم- عَنْ ذَلِكَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى { وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًى } فَأَمَرَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- أَنْ يُؤَاكِلُوهُنَّ وَيُشَارِبُوهُنَّ وَأَنْ يَكُنَّ مَعَهُمْ فِى الْبُيُوتِ ، وَأَنْ يَفْعَلُوا كُلَّ شَىْءٍ مَا خَلاَ النِّكَاحَ ، فَقَالَتِ الْيَهُودُ : مَا يُرِيدُ هَذَا أَنْ يَدَعَ شَيْئاً مِنْ أَمْرِنَا إِلاَّ خَالَفَنَا فِيهِ. فَجَاءَ عَبَّادُ بْنُ بِشْرٍ وَأُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- فَأَخْبَرَاهُ بِذَلِكَ وَقَالاَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلاَ نَنْكِحُهُنَّ فِى الْمَحِيضِ؟ فَتَمَعَّرَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- تَمَعُّراً شَدِيداً حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ وَجَدَ عَلَيْهِمَا ، فَقَامَا فَخَرَجَا فَاسْتَقْبَلَتْهُمَا هَدِيَّةُ لَبَنٍ ، فَبَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- فِى آثَارِهِمَا فَرَدَّهُمَا فَسَقَاهُمَا فَعَلِمَا أَنَّهُ لَمْ يَغْضَبْ عَلَيْهِمَا.

١١٠٠ - أَخْبَرَنَا أَبُو نُعَيْمٍ حَدَّثَنَا أَبُو هِلاَلٍ قَالَ حَدَّثَنِى شَيْبَةُ بْنُ هِشَامٍ الرَّاسِبِىُّ قَالَ : سَأَلْتُ سَالِمَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ عَنِ الرَّجُلِ يُضَاجِعُ امْرَأَتَهُ وَهِىَ حَائِضٌ فِى لِحَافٍ وَاحِدٍ ، فَقَالَ : أَمَّا نَحْنُ آلَ عُمَرَ فَنَهْجُرُهُنَّ إِذَا كُنَّ حُيَّضاً.

١١٠١ - أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ خَالِدٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ : لاَ بَأْسَ بِفَضْلِ وَضُوءِ الْمَرْأَةِ مَا لَمْ تَكُنْ جُنُباً أَوْ حَائِضاً.

١١٠٢ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَنْ غَيْلاَنَ عَنِ الْحَكَمِ قَالَ : يَضَعُهُ وَضْعاً يَعْنِى عَلَى الْفَرْجِ.

١١٠٣ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَالِحٍ قَالَ حَدَّثَنِى اللَّيْثُ قَالَ حَدَّثَنِى ابْنُ شِهَابٍ عَنْ حَبِيبٍ مَوْلَى عُرْوَةَ عَنْ نُدْبَةَ مَوَلاَةِ مَيْمُونَةَ عَنْ مَيْمُونَةَ زَوْجِ النَّبِىِّ -صلّى اللّه عليه وسلّم- : أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ -صلّى اللّه عليه وسلّم- كَانَ يُبَاشِرُ الْمَرْأَةَ مِنْ نِسَائِهِ وِهِىَ حَائِضٌ إِذَا كَانَ عَلَيْهَا إِزَارٌ يَبْلُغُ أَنْصَافَ الْفَخِذَيْنِ أَوِ الرُّكْبَتَيْنِ مُحْتَجِزَةً بِهِ.


SELMAN SEVEN

{facebook#https://facebook.com/} {twitter#https://twitter.com/}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget